Category: Something

You can find something on this category :)


Node.JS mi? Dotnet Core mu?

June 18th, 2018 — 1:03pm

Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…
Bir kümes varmış.
Kümeste birçok tavuk,
genç horozlar ve yaşlı horozlar bulunuyormuş.

Kümesin etrafında da bir tilki dolaşıyormuş.

Yaşlı horozlar,
tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış,
tavukları da dışarı bırakmıyormuş.

Tabi dışarı çıkamadıkları için
doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da
zayıf ve küçük tavuklar olarak kalmışlar.

Yaşlı horozlar, dışarı bırakmadığı tavuklara
ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak
yaşamalarını sağlıyormuş.

Kümese giremeyen tilki,
kümesin tellerinde küçük bir delik açarak,
genç bir horoza biraz mısır veriyormuş.
Mısırı yiyen genç horoz,
her gün gelip tilkiden mısır almaya başlamış.

Bir süre sonra tilki, genç horoza,
tek başına yiyebileceğinden fazla mısır verince
genç horoz hem kendisi yemiş hem de diğer tavuklara mısır dağıtmış.

Böylece yavaş yavaş yaşlı horozların kümesteki gücü kırılmış.
Artık popüler olan genç ve irileşen horozların etrafında ise tavuklar toplanmış.

Bu aşamada tilki kümesin kapısının önüne mısır bırakmış.
Kapıyı açalım mı açmayalım mı? diye, kümeste bir tartışma çıkmış.

Sonunda korkarak kapıyı açmışlar ve kafalarını dışarı uzatıp yemlenip hemen geri çekilmişler.

Bir süre böyle devam etmiş.
Hiçbir şey olmamış.
Kümesteki tavuklar rahatlamış.
Kapı önünden yemlenmek için güven oluşmuş.
Korkular azalmış.

Nihayet bir gece tilki kümesin önündeki avluya mısır dökmüş.
Artık korkusuz olan tavuklar,
genç ve güçlü horozların öncülüğünde dışarı çıkmışlar.
Rahat rahat yemlenmişler.

Tilki bir süre sonra gizlice,
kümesin kapısından kendi mağarasına kadar mısır tanelerini dökmüş.

Sabah kümesten çıkan ve korkusuzca yemlenen tavuklar
yemlene yemlene mağaraya kadar girmişler.

Onları içeride bekleyen tilki,
herkes mağaraya girince mağaranın kapısını kapatmış.
Ve genç horozları ve tavukları yemiş.

Bu hikaye bu aralar internette dolaşıyor.
Gelişmekte olan ülkeler nasıl yönetilir vurgusu yapmak için kurgulanmış.

Yazılım devlerinin,
karşılarında bilinçli ve etkili talepleri olan,
geliştirici kitleleri oluşmasının önüne geçmek için
uyguladıkları stratejiye de uyarlayabilirsiniz.

Gençken teknoloji sürekli gelişiyor diye düşünürken,
aslında esas amacın nesiller arası deneyim aktarımının önüne geçecek bir sektör tasarlamak olduğunu zaman geçtikçe farkediyor insan.

Karnınızı doyurmak için tilkinin popülerleştirdiği oyuncakların dışında bir yol bulmanız, uzun vadede hem sizin için hem toplumunuz için daha doğrudur ve ütopik değildir.

Comments Off on Node.JS mi? Dotnet Core mu? | Something

Akın Öngör’ün Liderliği ve Garanti Bankası

December 12th, 2017 — 9:00am

Akın Öngör’ün “Benden Sonra Devam” adlı kitabını okuyup, Garanti Bankası’nın hikayesini biraz daha detaylı öğrenince, Akın Öngör mü daha zor bir şey başardı, yoksa Steve Jobs mu? diye düşünüyor insan.

Türkiye süreçleri değiştirmenin çok zor olduğu bir ülke. Bir sürü tembelin hep birlikte uyuştuğu bir yer… Böyle bir ülkede “Garanti Bankası” gibi bir marka yaratmak, değerini 150 milyon $’dan 5 milyar $’a çıkarmak, Amerika’da Apple’ı yaratmaktan daha zor olsa gerek…

Garanti Bankası değişimi gerçekleşirken; mevcut durumu iyi değerlendirmesi, kendisindeki bilgi ve birikimleri iyi yorumlayıp doğru teşhisleri koyarak, korkmadan hareket etmesi ile Akın Öngör’ün rolü çok büyük.

Ancak teşhisleri o günün koşullarında riskli görse bile kabul edebilen, vizyonu olan müessese sahibi Ayhan Şahenk’in de etkisi büyüktür. Çünkü bir şeyi teslim ettiğiniz kişinin kararlarına razı olup sonra da vazgeçen müesseseler değişimin reformun ve atılımın başarısızlığa uğramasına sebep olurlar.

Ayrıca Akın Öngör’ün eşinin ve ailesinin de desteklerinin çok büyük katkısı olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Başarılı bir erkeğin arkasında mutlaka bir kadın vardır onu başarıya taşıyan.

Varması yıllar sürecek bir hedef doğrultusunda çalışmak için tüm uygun ortamın kendisinde olduğunu fark eden Akın Öngör’de faaliyetlerini güven içinde yürütmüş, arkamda neler oluyor endişesi taşımadan kararlarını uygulatarak, insanın en aktif nasıl çalışabileceğini de ortaya koyarak, uygulayıcılarını da aynı amaç etrafında birleşmesini sağlayarak, başarıya imza atmıştır.

Başarı elde edilince bu kez başka bir sendrom başlar. Bu sendromda nasıl olsa başarıldı ve bu başarıyı sağlayan insana ihtiyaç kalmadı psikozu başlar bu da tehlikelidir ve çöküş hızla gelir. Çünkü bir başarının köklerini sağlamlaştırmaya başlaması en az beş senedir. Garanti Bankasının büyümesini sağlayan takımın bu psikozları da kolay aşabildiğini düşünüyorum.

Burada kurumsallık ve kalıcılık her zaman hesaba katılmalı çünkü yeniliği ve başarıyı sağlayan mutlaka bunu sağla diyenden hep bir kaç adım öndedir, bu bir kaç adım ancak on yıllarla ifade edilebilir. Talep eden zaten yürütme erki olsa yapacaktı, ihtiyaç duyduğu kişi onu başarıya sevk edendir. Unutulmamalı ki bir başarı yeni versiyonlarla desteklenmediği sürece kalıcı olamaz çürür. ATATÜRK, istiklal savaşından sonra devrimlerle desteklemeseydi kalıcı bir devletten söz edebilir miydik?

Bazen hayat size öyle bir fırsat sunar ki onu fark ettiğiniz ve gereğini yapma yoluna girdiğiniz zaman liderlik özelliğinizi ya da en azından yönetici özelliğinizi devreye almaya başlarsınız. Bu fırsatlar her daim en zor anlarda ve bunu yapmak imkansız denilen zamanlarda önünüzde sizi bekler durumdadır.

Akın Öngör başarısını; iyi elemanlara, iyi sistemlere ve baskı altında başarı anlayışını uygulamaya atfetmiş. Bir liderin görevi insanların uyumlu çalışmasını sağlamaktır ama ilk adım doğru ekibi bir araya getirmektir.

Kitaptan, verimli bir ekip kurmakla ilgili, şu paragrafa dikkat çekmek istiyorum:

İnsana yatırım yap,
Yetiştir,
Geliştir,
Gelişmiş teknoloji ile besle,
Çalışanına güven,
Onu cesaretlendir,
Yetkilendir,
Fikirlerini ifade etmesi için imkan ver,
Önerilerle gelmesi için yüreklendir,
Çalışanların uygulanan önerilerini ve etkin çalışmalarını ödüllendir,
Motivasyon ve Yaratıcılık bu ortamın doğal sonucu olarak kendiliğinden gelişecektir.

Akın Öngör oluşturmuş olduğu bu yaratıcı ortamla Türkiye Bilişim camiasına Garanti Teknoloji’yi de kazandırmıştır.

Kitaptan çok ilgimi çeken bir başka ayrıntı da çalışanlara “Kişisel Bakım Eğitimi” verilmesi oldu. İlk intiba ve dış görünüşün oluşturduğu algı gerçekten çok önemli. Aslında çoğumuz da farkındayız ama uygulamada biraz yetersiziz…

Bu kitabı mutlaka okuyun, aradığınız örnek lider çok uzaklarda değil, ülkemizde de çok kaliteli işler çıkarmış insanlar var. Yeter ki bu tip insanların görüşlerini fikirlerini uygulayacakları ortamı onlara sunabilelim. Gerçi bu tip insanlar, mutlaka özlerindeki gücün yardımıyla da başarıyı yakalayabilirler. Onlar engel tanımaz, azimli ve kararlıdır. Onları anlayabilirseniz, sizin de yolunuzu açarlar.

Comments Off on Akın Öngör’ün Liderliği ve Garanti Bankası | Something

Aile

December 11th, 2017 — 4:23am

Elindeki güç ile artık küresel bir imparatorluk kurabileceğini düşünen ve bunun ile ilgili propagandaları da alenen yapmaya başlamış [1,2] bir otoritenin etkilediği bir dönemde yaşıyoruz.

Bu otorite muhalefet oluşturma ihtimali olan, ana akım dışında bir akımı güçlendirebilecek, en ufak bir birliğin dahi oluşmasını istemiyor. 

İnsanlar televizyon izledikleri ya da sosyal medyada geçirdikleri her dakika daha da bireysel olacak şekilde yönlendiriliyor. Bu propaganda kanalları açık olduğu sürece bu propagandanın farkında olduğunuz için etkilenmediğinizi düşünmeniz yanılgı olur.

Çok kişide bireyselleşmenin daha doğru olduğu düşüncesi hakim. Bireysel menfaat için vahşice öne geçmeye çalışmanın daha güzel bir dünya oluşturmadığı kesin. Adam Smith’in teorilerinin pratikte herkes için daha iyi bir dünya yaratmadığını artık daha net görebiliyoruz.

Aile bireylerinin birey olarak bir taraflara dağılması, biraz da toplum mühendisliği çalışmaları ile duygusal zeka düşürülerek yapılıyor. Duygusal zekası düşen ve ego problemi olan insanların iletişim sorunu yaşaması bireyselleşmeyi hızlandıran bir durum. Vakaları inceledikçe, küsüp köşesine çekilme temelli bireyselleşmelerin hayli fazla olduğunu görebilirsiniz.

Bu durumlar ekonomik varlıklılık seviyesine göre farklı seviyelerde yaşanıyor. Ailenizin maddi desteği olursa hayatın sorunlarının büyük kısmını fark etmeden bir yaşam sürmeniz mümkün. Aileniz maddi destek olamıyorsa, manevi desteğiyle hayalleriniz ile ilgili çalışma motivasyonunuz yüksek olabilir. Aile bağları kuvvetli kalmış şanslı azınlıktan olabilirsiniz. Ya da bağlarınızın kuvvetini test etmek zorunda kalmadığınızdan bağlarınızı kuvvetli sanıyor olabilirsiniz. Fakat dünya genelinde modern toplumlarda artık çok büyük bir çoğunluğun çekirdek ailesi yok.

Ailelerin yeni nesil ve eski nesil üyeleri tükettikleri medyaları doğru filtreleyemediğinden hep farklı perspektiflerde bireyler oluyorlar. Sonuç olarak birbirini anlamak zorlaşıyor. Eski insanlar aynı gündemlerde / frekanslarda yaşıyor ve daha rahat iletişim kuruyorlarmış. Birbirlerine daha yakın hissediyorlarmış.

Gelişmemiş bir toplumda bilgi teknolojisi işi yapıyorsanız diğer nesillerle iletişim kurmanız daha da zor. İşinizin doğası gereği kurduğunuz cümlelere, karşı tarafın tepkisi genellikle hayalperest olduğunuzu düşünmek… Sizi ciddiye almayan biriyle de iletişim kurmayı önce azaltıyorsunuz sonra kesiyorsunuz… Kültürel olarak size yakın olması gereken ama olmayan insanların varlığı garip bir duygu oluşturuyor. Ama esas sorun ailenin olmaması / samimiyetsizliği değil ait hissedebileceğiniz bir gurup ile yaşayamamanız olur.

İnsan bir memeli hayvan türü olduğundan, bağlılık hissi oluşturması yaşam motivasyonu için kritik önemde. Ait olduğu bir topluluk bulamazsa, kendini anlatabileceği insanlarla oturup kalkamıyorsa iç huzur bulamıyor.

Eğer yaşamak için para kazanması gereken insanlardansanız. Yani dedeleriniz, babalarınız geçmişte tembellik etmişse… Aile iletişiminiz zayıflayınca kendinizi ait hissedebileceğiniz bir gurup ararken bulabileceğiniz kolay çözümlerin tümünde iyi bir tüketici olmak zorundasınız. Belki fenerbahçe taraftarı olur, özel günlerde Fenerium’dan ürün alırsınız, belki doğa sporları kulübüne üye olursunuz… Ait olabileceğiniz gurup x ya da y tüketenler gurubu olacak. Bu perspektifte yaşamak isterseniz ve o tüketimi sağlayacak kadar kazanamıyorsanız (muhtemelen de kazanamayacaksınız) sıkıntılı günler sizi bekliyor.

 

 

Comments Off on Aile | Something

Yazılımcı Egosu

March 12th, 2017 — 2:13pm

EGO içinizde beslediğiniz, hırslı düşünen ve geri çekilmeyi sevmeyen bir yaratıktır. Onun hırsını kontrol etmeniz gerektiğini fark etmelisiniz. Kontrolünüzden çıktığında size etik olmayan şeyler yaptırabilir ama kontrol edilebilen EGO iyi bir şeydir. Çünkü sizi ilerleten şey EGO’dur.

Bazen EGO’nuz hırsıyla size yüksek bir hedef koyabilir. Oraya varmanız imkânsız da değildir. Mesele, yoldaki çileyi çekmeye razı olup olamayacağınızdır, engelleri aşabilecek maddi/manevi gücünüz olup olmadığıdır. EGO etik yollardan sapmak pahasına bu hedefi korumak ister.

Geri adım gereken yerlerde, EGO baskın çıkarsa hatalı davranışlar ortaya çıkar. Kötü bir insan olmamak için etik ve adil olmak gerekiyor. Siz olgun bir insan olarak bunu farkedip EGO’nuzu kontrol etmelisiniz. İçinizdeki EGO’nun etik olmayı umursamadığını unutmayın.

Kendim için bulduğum, EGO’yu kontrol etme formülü şu; fazla kızma, fazla üzülme, fazla korkma, fazla sevinme… Bu basit denge formülü pek çok belayı baştan savıyor.

Aslında bizim kültürümüz, EGO kontrolü için özel önlem almaya hiç gerek olmayan etik düşünen, adil, sevgi ve saygının ön planda olduğu güzel bir kültürdü. Maalesef ülkemizdeki son dönemin toplum mühendisliği çalışmaları oldukça başarılı oldu. Televizyon, internet, bilgisayar oyunları derken artık etik olmasa da kazanmak kültürü oluştu. Okuyup öğrenmek marjinal bir tavır oldu. Biz yok oldu, herkes ben der oldu.

Bu noktada biraz mem teorisinden bahsetmek lazım. Mem teorisi, fikirlerin de genler gibi kendilerini kopyalayarak diğer nesillere aktardığını söylüyor. Henüz göremediğimiz bir data kopyalama sistemi… Fikirler de tıpkı virüsler gibiler. Bir beyinde kuluçkalanıp, başka bir beyine bulaşmaya çalışıyorlar. Fikirlerin birleşip başka fikirleri oluşturabileceği de düşünülüyor. Hatta bu konudaki bir rivayet insanların kendi bilinci diye bir şey olmadığı, ona yaşatılan olaylar ile bir düşünüş biçimine vardığı…

Toplum mühendisliği dedikleri şey mem teorisinin pratiğe dökülmüş halidir. Pazarlama da bir çeşit toplum mühendisliğidir. “X işi mutlaka ithal A ürünü ile yapılır” fikrini yaymak, satın alma davranışlarını oluşturur…

Peki bir yazılım geliştirici bunları neden bilmeli?

Öncelikle, bilgi çağı için kritik bir yeteneğe sahip olduğundan, kendini toplum mühendisliği çalışmalarından korumalıdır. Birey olarak size özel, kasıtlı yapılan bir şeyi kastetmiyorum. Bir şeyler üretebilecekler data grubunda bir satır kayıt olduğunuzu da bilmeniz gerekli.

Gerek toplum mühendisliği, gerek pazarlama ile bizi hazinelerimizden mahrum etmek isteyen, dâhilî ve haricî bedbahtların olduğunu da bilin.

Aklınıza gelen düşünceleri kendinize, çevrenize, ülkenize faydasını düşünerek değerlendirin. Gücününüzün/etkinizin farkına varın. Gücünüz ve etkiniz dolayısıyla üzerinizde bir sorumluluk/vebal olduğunun bilincinde olun.

Şimdi EGO konusuna geri dönelim.

Bir projede herkes ben dediğinde iletişim çok zorlaşır. İletişim zorlaşınca o projenin kalitesi düşer. IT projelerinin başarısız olma sebebi çoğunlukla kötü iletişim ve etik davranmayan EGO’ların sürece dahil olmasıdır.

Bazı projelerde insanların buz dağının sadece görünen kısmına bakarak konuştuklarını fark edeceksiniz. Zaman zaman, işi yapan taraf olarak, gerçek dağı da görerek, iletişim kurmak zorunda kalacaksınız. Doğruları söylediğinizde, etik olmadan kurulmuş bir düzeni etkiliyor olabilirsiniz. Bu durumda sizinle etik olmadan mücadele etmekten çekinmeyeceklerini de bilmelisiniz. Hazırlıklı olmalısınız.

Etik olmak istediğiniz için uzlaşmanızın imkânsız olduğu durumlar olacak. Bu tarz durumlarda, “yazılım geliştiriciler ile EGO’lu olduklarından konuşulmuyor” sosyal linçi, kulak asmamanız gereken bir durumdur. Karşınızdakinin aksine, eğer yazılım geliştirebilenlerden iseniz, sizin EGO’nuzun altı dolu merak etmeyin. İşinizle ilgili ne yapılması gerektiğini biliyorsunuzdur. Bilgi çalışanısınız. İşe alınma sebebiniz biliyor oluşunuz.

Haklı olduğunuz durumları anlatırken iletişim metodolojinizi değiştirmeniz gerekiyor olabilir. Yazı iyice uzadı ama duygusal zekâ konusunu biraz araştırmanızı kısaca söylemiş olalım.

EGO kontrolünün kalitesini arttırmak için duygusal zekaya biraz çalışmak gerekiyor. Sizi insanlardan uzaklaştıran toplum mühendisliği çalışmalarının üzerine gidin. Çevrenizdeki deneyimli insanlarla, özellikle bir şeyler yapmış 70’li yaşlarındaki insanlar ile, yüz yüze iletişiminizi arttırın. O kadar da yaşlı olmadıklarını görecek. Daha yolun başında olduğunuzu da fark edeceksiniz.

 

Comments Off on Yazılımcı Egosu | Something

Bir Başka Yazılım Geliştiricilere Öğütler Yazısı

March 25th, 2016 — 3:13pm

Bu yazı, yazılım geliştirme işine yeni başlayanları hedef alıyor. Bu konuda yazılmış yazıları da yorumlayarak, kendi deneyimlerimle birleştirdiğim bir öğüt listesi. Bu öğütler size klişe gibi durabilir ve bu öğütlere ihtiyacınız olmadığını düşünebilirsiniz. Ama farkında olmadan bu hataları yapıyor da olabilirsiniz.

les ages de l homme

İnsan olduğumuz için hata yapmamamız diye bir şey söz konusu değil. İlk kabullenmeniz gereken şey, özellikle kod yazarken, hata yapma olasılığımızın her zaman var olduğudur. Umarım yaptığınız hataları iş işten geçmeden fark edersiniz. Yedekleme sistemleriniz kaliteli kurgulandığı sürece hata yapmaktan hiç korkmayın.

Birisi size hatanızı gösterdiğinde ona teşekkür edin ve insanlara yazdıklarınızı eleştirmeleri için fırsat verin. Zamanla hata yaptıkça bir şeyler öğrendiğinizi fark edeceksiniz. Eğer o hatayı fark etmeseydiniz deneyime dönüşmeyecekti ve o hatayı tekrar etmeye devam edecektiniz.

Bir meslektaşınıza geri bildirim vermek isterseniz ya da geri bildirim vermek zorunda kalırsanız, kibar olmak için ekstra gayret sarf etmelisiniz. Cümleleriniz kişiyi değil, yazılan kodu eleştirmeli. Sizin kültürünüzde kibar olan bir davranış başkasının kültüründe çok sert olabilir. Türkiye’de yaşıyor ve çalışıyorsanız, ne kadar dikkat ederseniz edin, büyük ihtimalle ukala olduğunuzu düşünecekler! Ama toplumunuzun, çalıştığımız sektörün bir adım öteye gidebilmesi için, gelecekte işler bizden sonrakiler içine daha da kötü olmasın diye geri bildirim vermek zorundasınız.

Bir yazılım geliştirici için geri bildirim almanın en verimli yolu Github gibi bir kod paylaşım ortamlarına bir şeyler yüklemektir. Yaptığınız projeyi, Github’a yükledikten sonra geliştirici guruplarına paylaşımınızın bağlantı adresini gönderin. Daha tecrübeli ya da daha başka açılardan bakan insanlardan aldığınız geri bildirimlerle iş yapma kalitenizi arttırabilirsiniz. Ben bu yöntemi ağırlıklı olarak altdotnet türkiye eposta gurubunda uyguladım. Ve bu işe başlarken hayal bile edemediğim kadar kendimi geliştirdim. Sorularımda bana yardımcı olan herkese bir kez daha teşekkür ederim.

Yazılım sektöründe gündem ve metodolojiler 2-3 yıllık periyotlarla çok ciddi değişiyor. Değişime ve sürekli yeni şeyleri öğrenmeye hazırlıklı ve istekli olmalısınız. Eposta gurupları gündemi takip edebilmeniz için gereklidir. Bazen guruplar çok aktif olur ve işe olan odağınızı kaybettirebilir. Gurupların haftalık eposta özetlerinin gelmesini tercih edebilirsiniz.

Yenilikleri takip ederken de dikkatli olmalısınız. Her popüler konuya ilgi duymadan önce büyük resme bakıp gelecekte bu teknoloji yaşayacak mı? 5 sene sonra da işinize yarayacak mı diye düşünün. Ben hayatımın 2 yılını Macromedia Flash scriptlerine, 3 yılını asp.net page life cycle’a kaybettim. (Anglosakson oyunlarına dikkat edin!)

Kendinize bir alan seçin ve o alanda uzmanlaşmaya çalışın. Çok fazla alt alan var ve tümünde uzman olmak imkânsız. Veri işleme, sistem mimarisi, web uygulaması ön yüzü, mobil uygulama ön yüzü konularından birini seçin… İkisini yarım bileceğinize birini tam bilin.

İlk yıllarda öğrendikleriniz buzdağının sadece görünen yüzüdür. Eğer hırsınızı dizginleyemezseniz, çok şey öğrendiğiniz yanılgısına düşersiniz. Bilmediğimizi bile bilmediğimiz şeylerin bize yanlış yaptırması ilk yıllarda kaçınılmaz. Başlarda verdiğiniz kararlara şüpheyle yaklaşın. O konu daha ne kadar derinlere iniyor hep merak edin! Merakla okuyup araştırdıkça, yeteneklerinizin arttığını fark edeceksiniz.

Birlikte çalıştığınız kişiler size bir şey öğretebilecek kişiler değillerse, ya da öğretebileceği şeyler olmasına rağmen öğrenebilmeniz için uygun ortam yok ise oradan gitme vaktiniz gelmiştir. İlişkilerinizi koparmadan bir sonraki maceranıza hazırlanmanız daha çok şey öğrenmeniz için doğru bir karardır.

Verimli çalışma ortamı için takım arkadaşlarının uyumu yeteneklerinden daha öndedir. Uyum sağlayabileceğiniz insanları aramalısınız.

Burada şunu da belirtelim, daha çok şey bilmek ile daha rahat bir kariyer arasında bir doğru orantı yok. Daha çok şey bilirken de şansa ihtiyacınız var.

20 yıl önce yazılım geliştiricinin öncelikli görevinin çalışan programlar geliştirmek olduğu söylenebilir. Ama bugün her yerde çalışan (çalıştığı düşünülen) ürünler var ve dahil olacağınız takımların en çok zaman kaybettiği şey daha önce yazılmış kodun üzerinde geliştirme yaparken önceki geliştiricinin ne yaptığını anlamaya çalışmak. Bugün yazılım geliştiricinin öncelikli görevi, yaptığı işi devralan arkadaşlarının zorlanmadan işin bakımını sürdürebilmesidir. Yazılım geliştirme bir takım işi ve takımınızın kullandığı ortak dil (design patterns) tasarım kalıplarıdır. Tasarım kalıplarını uygulayarak işler yapmaya çalışın.

Blogları okuyun, kitapları okuyun, Wikipedia’yı okuyun… Mutlaka çok okuyun!

Yazılım geliştirme tembel adam işi değil. Çok çalışmak zorundasınız ama korkmayın ve vazgeçmeyin. Hiç dinlenmemek üzere yola çıkanlar, asla yorulmazlar.

Sizin için sürekli gelişmek bir yaşam tarzı olduktan sonra, en az 50 yaşına kadar da gelişmeye devam edeceğinizi aklınızdan çıkarmayın…

Yazıyı atamızın bir başka özlü sözüyle bitirelim. Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getiren uluslar önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da geleceklerini yitirmeye mahkumdurlar.

Comments Off on Bir Başka Yazılım Geliştiricilere Öğütler Yazısı | Something

Gelecek

January 3rd, 2015 — 4:08am

Deneyimleri fazla olan insanların görüşlerini okumak her zaman hoşuma gitmiştir. Aslında bu hoşa gitmede, insanların deneyimleri ile kendi yaşadıklarım arasında benzerlikler bulmaya çalışmamın da etkisi var. Bu sabretmemi kolaylaştırıyor…

Geleceği tahmin etmek zor, hele ki içinde bulunduğumuz zaman diliminde olduğu gibi, hayatın her alanında hızlı değişimler gerçekleşiyorsa.

Al Gore’un “Gelecek” isimli kitabı, bu yıl okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyenlerden. Kitap, küresel ekonomi, küresel akıl, güç dengeleri, genetik araştırmalar ve insanın akıbeti konularında düşündürücü bölümler içeriyor.

Nüfus giderek artıyor. Pek çok insan kentlerde yaşamak istiyor. Dünya küreselleşti. İnsanlar dünyanın her yeri ile internet sayesinde anında iletişim kurabiliyor. Firmalar ürünlerini tüm dünyaya satıyorlar. Kentlere göçle birlikte, artan nüfusu doyurabilmek için, insan sağlığı gözardı edilerek üretilen ve satılan gıdalar ortaya çıkıyor. İçilebilir su kaynakları giderek azalıyor…

Zaman içinde kaynakların eşit ve etik dağılımı gittikçe daha da zorlaşacak gibi görünüyor. Eşitsizlik duygusunu giderek daha çok hissedecek olan insanların, eskilerin aldığı yaşam mutluluğunu tatma olanağı da giderek azalacak. Avrupa Birliği gibi kurumların stratejik planlarına göre, dünya genelinde orta sınıfın sayıca artacağından bahsediliyor, buna karşın elitler üçgeninin tepesindeki açı gitgide daralacağa benziyor.

gelecek

Benim kitapta dikkatimi çeken bazı düşündürücü noktalar şunlar:

  • Artık genetiği değiştirilmiş bazı tohumlar, tarla haşerelerine karşı kendi ilaçlarını salgılayarak büyüyorlar. Yani böceğe karşı kendini ilaçlayan bir mısır türünü tüketiyoruz.
  • Çin büyüyen bir ülke ama acaba bu durumu sürdürebilecek mi? (bakınız; afyon savaşları) Günümüzün en gelişmiş ekonomilerinden olan Japonya bile, ticari savaşlarda son 3-5 yıldır havlu atmış durumda. Ayrıca hala en iyi üniversiteler Amerika’da.
  • Amerika’da 1920’li yıllarda, yasaların desteği ile gerçekleştirilmiş ırk temizliği (öjeni) çalışmaları olmuş. 1935 – 1976 yılları arasında İsveç’te de 60 bin insan zorla kısırlaştırılmış.
  • Pentagon, askerlerinin telepati ile iletişim kurabilmelerini sağlayan bir kask geliştiriyor.
  • Harvard üniversitesinde araştırmacılar, DNA veri yapısında, bir kitabın bilgisini saklamayı başardılar. Yani “dijital”den “biyolojik”e geçiş artık başladı. (Acaba Amerikalı arkadaşlarımız, hadoop‘u, bulutu bize satarken biyolojik bir veritabanına çoktan geçmiş olabilir mi?)
  • Toplum mühendisliği ve düşünce yönlendirilme çalışmaları, eskisinden daha geniş alanlara yayılmış durumda. 100 yıl önce başladıkları bu işi artık çok daha kaliteli yapıyorlar: Örneğin sosyal medyayı çok daha etkin bir biçimde kullanıyorlar.

Edward Bernays, 1928 de yayınlanan “Propaganda” adlı eserinde toplum mühendisliği ile ilgili şunları söylüyor:

Kitlelerin alışkanlıklarının ve görüşlerinin bilinçli ve zekice manipüle edilmesi demokratik toplumun önemli bir öğesi. Toplumun bu görünmeyen mekanizmasını manipüle edenler, bu ülkenin gerçek yönetici gücü olan görünmez hükümeti teşkil ediyor. Bizler yönetiliyoruz, zihinlerimiz şekillendiriliyor, zevklerimiz oluşturuluyor, fikirlerimiz öneriliyor, büyük oranda adını bile duymadığımız kişiler tarafından. Bu demokratik toplumumuzun örgütlenme yolunun mantıklı bir sonucu gündelik hayatımızın neredeyse her adımında, siyasi veya iş sahasında olsun, sosyal davranışlarımızda veya etik düşünüş şeklimizde olsun, görece az sayıda kişinin hâkimiyeti altındayız… Kitlelerin zihinsel süreçlerini ve sosyal kalıplarını anlayan kişilerin. Halkın zihnini kontrol eden ipleri çekenler o kişiler.

Al Gore’un Gelecek adlı kitabını okurken, söz ettiği değişimlerin, günümüz iş hayatını ve bizi ne yönde etkileyecebileceğini düşündüm. Tarihi bilmeden ve ileride ne olacağını düşünmeden hareket etmemek gerek!

Şu an yaptığımız iş acaba geçerli olacak mı? Günümüzde çalıştığımız pek çok iş kolunun gelecekte var olamayacağı ve süreçlerin otomatikleştirilmesinin işsizliği daha da arttıracağı ortada…

Süreçleri otomatikleştirebilen insanlar ve kurumlar için en az önümüzdeki 10 yıl daha, iyi kazanmak mümkün görünüyor. Ama yapay zekânın bizden zeki olması ve yazılım geliştirme işini elimizden alması ölmeden önce tadacağımız acılardan biri olabilir. Aslında yapay zekadan önce de pek çok yazılım geliştirici, her iki senede bir değişen, yazılım geliştirme trendlerine yetişemediği için başka işler yapmaya başladı.

1980’li yıllarda ailem tekstil işiyle uğraşıyordu. Aşağı yukarı 10-15 yıl iyi kazandılar. 2000’li yıllar sonrasında da sürekli zarar ettiler. Önceden insanlar gelip kumaş alıyordu, satış ve pazarlama işi oturup beklemekten ibaretti. Onlar, ticareti iyi bildiklerini düşünüyorlardı. Halbuki içinde oldukları süreç değişmekte olan piyasa koşullarında sürdürülebilir değildi.

Ne iş yaparsa yapsın, yazılım geliştiricileri/hackerları etkin ve nitelikli olmayan firmaların, ticari savaşları çok hızlı kaybedeceği aşikar. Google’ın; ürettiği insansız giden arabalarla, diğer araba üreticilerine rakip olması bunun küçük bir örneği. Gelecekte “Microsoft Medical Center”, “Apple iOrganic Farm”, “Google Car Services”, “GoogleCell” gibi firmalara aidatlar/faturalar ödüyor olabiliriz.

Şu an Türkiye’deki IT sektörünün, devlet hibeleriyle destekleniyor oluşu finansal bir yanılsama yaratıyor. Farkında olmaksızın, pahalı ama kalitesiz işler yapan pek çok firmanın gelecekte de varlığını sürdürebileceğinden şüphe ediyorum. Ağaçların arasındayken ormanı göremeyeceğimiz gibi, bu durumda olan firmalardaki yöneticilerde durumlarını göremiyorlar. Bence sektördeki tüm firmalar gelişmiş ülkelerdeki rakiplerini daha yakından takip etmeli. Çalışanlarının sürekli gelişimini destekleyici eğitim programlarının önemini kavrayarak, bunları ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden düzenlemeliler.

Yazıyı kitaptan bir cümle ile bitirelim; “Geleceğin sizi rahatsız etmesine asla izin vermeyin! Eğer mecbur kalırsanız onunla karşılaşacaksınız.” Bugün nasıl mücadele ediyorsanız o günde öyle mücadele edeceksiniz. Korkmayın ve okuyabildiğiniz kadar okuyun!

Comments Off on Gelecek | Something

Page 1 of 41234

Back to top