Category: Something

You can find something on this category :)


Yazılımcı Egosu

March 12th, 2017 — 2:13pm

EGO içinizde beslediğiniz, hırslı düşünen ve geri çekilmeyi sevmeyen bir yaratıktır. Onun hırsını kontrol etmeniz gerektiğini fark etmelisiniz. Kontrolünüzden çıktığında size etik olmayan şeyler yaptırabilir ama kontrol edilebilen EGO iyi bir şeydir. Çünkü sizi ilerleten şey EGO’dur.

Bazen EGO’nuz hırsıyla size yüksek bir hedef koyabilir. Oraya varmanız imkânsız da değildir. Mesele, yoldaki çileyi çekmeye razı olup olamayacağınızdır, engelleri aşabilecek maddi/manevi gücünüz olup olmadığıdır. EGO etik yollardan sapmak pahasına bu hedefi korumak ister.

Geri adım gereken yerlerde, EGO baskın çıkarsa hatalı davranışlar ortaya çıkar. Kötü bir insan olmamak için etik ve adil olmak gerekiyor. Siz olgun bir insan olarak bunu farkedip EGO’nuzu kontrol etmelisiniz. İçinizdeki EGO’nun etik olmayı umursamadığını unutmayın.

Kendim için bulduğum, EGO’yu kontrol etme formülü şu; fazla kızma, fazla üzülme, fazla korkma, fazla sevinme… Bu basit denge formülü pek çok belayı baştan savıyor.

Aslında bizim kültürümüz, EGO kontrolü için özel önlem almaya hiç gerek olmayan etik düşünen, adil, sevgi ve saygının ön planda olduğu güzel bir kültürdü. Maalesef ülkemizdeki son dönemin toplum mühendisliği çalışmaları oldukça başarılı oldu. Televizyon, internet, bilgisayar oyunları derken artık etik olmasa da kazanmak kültürü oluştu. Okuyup öğrenmek marjinal bir tavır oldu. Biz yok oldu, herkes ben der oldu.

Bu noktada biraz mem teorisinden bahsetmek lazım. Mem teorisi, fikirlerin de genler gibi kendilerini kopyalayarak diğer nesillere aktardığını söylüyor. Henüz göremediğimiz bir data kopyalama sistemi… Fikirler de tıpkı virüsler gibiler. Bir beyinde kuluçkalanıp, başka bir beyine bulaşmaya çalışıyorlar. Fikirlerin birleşip başka fikirleri oluşturabileceği de düşünülüyor. Hatta bu konudaki bir rivayet insanların kendi bilinci diye bir şey olmadığı, ona yaşatılan olaylar ile bir düşünüş biçimine vardığı…

Toplum mühendisliği dedikleri şey mem teorisinin pratiğe dökülmüş halidir. Pazarlama da bir çeşit toplum mühendisliğidir. “X işi mutlaka ithal A ürünü ile yapılır” fikrini yaymak, satın alma davranışlarını oluşturur…

Peki bir yazılım geliştirici bunları neden bilmeli?

Öncelikle, bilgi çağı için kritik bir yeteneğe sahip olduğundan, kendini toplum mühendisliği çalışmalarından korumalıdır. Birey olarak size özel, kasıtlı yapılan bir şeyi kastetmiyorum. Bir şeyler üretebilecekler data grubunda bir satır kayıt olduğunuzu da bilmeniz gerekli.

Gerek toplum mühendisliği, gerek pazarlama ile bizi hazinelerimizden mahrum etmek isteyen, dâhilî ve haricî bedbahtların olduğunu da bilin.

Aklınıza gelen düşünceleri kendinize, çevrenize, ülkenize faydasını düşünerek değerlendirin. Gücününüzün/etkinizin farkına varın. Gücünüz ve etkiniz dolayısıyla üzerinizde bir sorumluluk/vebal olduğunun bilincinde olun.

Şimdi EGO konusuna geri dönelim.

Bir projede herkes ben dediğinde iletişim çok zorlaşır. İletişim zorlaşınca o projenin kalitesi düşer. IT projelerinin başarısız olma sebebi çoğunlukla kötü iletişim ve etik davranmayan EGO’ların sürece dahil olmasıdır.

Bazı projelerde insanların buz dağının sadece görünen kısmına bakarak konuştuklarını fark edeceksiniz. Zaman zaman, işi yapan taraf olarak, gerçek dağı da görerek, iletişim kurmak zorunda kalacaksınız. Doğruları söylediğinizde, etik olmadan kurulmuş bir düzeni etkiliyor olabilirsiniz. Bu durumda sizinle etik olmadan mücadele etmekten çekinmeyeceklerini de bilmelisiniz. Hazırlıklı olmalısınız.

Etik olmak istediğiniz için uzlaşmanızın imkânsız olduğu durumlar olacak. Bu tarz durumlarda, “yazılım geliştiriciler ile EGO’lu olduklarından konuşulmuyor” sosyal linçi, kulak asmamanız gereken bir durumdur. Karşınızdakinin aksine, eğer yazılım geliştirebilenlerden iseniz, sizin EGO’nuzun altı dolu merak etmeyin. İşinizle ilgili ne yapılması gerektiğini biliyorsunuzdur. Bilgi çalışanısınız. İşe alınma sebebiniz biliyor oluşunuz.

Haklı olduğunuz durumları anlatırken iletişim metodolojinizi değiştirmeniz gerekiyor olabilir. Yazı iyice uzadı ama duygusal zekâ konusunu biraz araştırmanızı kısaca söylemiş olalım.

EGO kontrolünün kalitesini arttırmak için duygusal zekaya biraz çalışmak gerekiyor. Sizi insanlardan uzaklaştıran toplum mühendisliği çalışmalarının üzerine gidin. Çevrenizdeki deneyimli insanlarla, özellikle bir şeyler yapmış 70’li yaşlarındaki insanlar ile, yüz yüze iletişiminizi arttırın. O kadar da yaşlı olmadıklarını görecek. Daha yolun başında olduğunuzu da fark edeceksiniz.

 

Comments Off on Yazılımcı Egosu | Something

Bir Başka Yazılım Geliştiricilere Öğütler Yazısı

March 25th, 2016 — 3:13pm

Bu yazı, yazılım geliştirme işine yeni başlayanları hedef alıyor. Bu konuda yazılmış yazıları da yorumlayarak, kendi deneyimlerimle birleştirdiğim bir öğüt listesi. Bu öğütler size klişe gibi durabilir ve bu öğütlere ihtiyacınız olmadığını düşünebilirsiniz. Ama farkında olmadan bu hataları yapıyor da olabilirsiniz.

les ages de l homme

İnsan olduğumuz için hata yapmamamız diye bir şey söz konusu değil. İlk kabullenmeniz gereken şey, özellikle kod yazarken, hata yapma olasılığımızın her zaman var olduğudur. Umarım yaptığınız hataları iş işten geçmeden fark edersiniz. Yedekleme sistemleriniz kaliteli kurgulandığı sürece hata yapmaktan hiç korkmayın.

Birisi size hatanızı gösterdiğinde ona teşekkür edin ve insanlara yazdıklarınızı eleştirmeleri için fırsat verin. Zamanla hata yaptıkça bir şeyler öğrendiğinizi fark edeceksiniz. Eğer o hatayı fark etmeseydiniz deneyime dönüşmeyecekti ve o hatayı tekrar etmeye devam edecektiniz.

Bir meslektaşınıza geri bildirim vermek isterseniz ya da geri bildirim vermek zorunda kalırsanız, kibar olmak için ekstra gayret sarf etmelisiniz. Cümleleriniz kişiyi değil, yazılan kodu eleştirmeli. Sizin kültürünüzde kibar olan bir davranış başkasının kültüründe çok sert olabilir. Türkiye’de yaşıyor ve çalışıyorsanız, ne kadar dikkat ederseniz edin, büyük ihtimalle ukala olduğunuzu düşünecekler! Ama toplumunuzun, çalıştığımız sektörün bir adım öteye gidebilmesi için, gelecekte işler bizden sonrakiler içine daha da kötü olmasın diye geri bildirim vermek zorundasınız.

Bir yazılım geliştirici için geri bildirim almanın en verimli yolu Github gibi bir kod paylaşım ortamlarına bir şeyler yüklemektir. Yaptığınız projeyi, Github’a yükledikten sonra geliştirici guruplarına paylaşımınızın bağlantı adresini gönderin. Daha tecrübeli ya da daha başka açılardan bakan insanlardan aldığınız geri bildirimlerle iş yapma kalitenizi arttırabilirsiniz. Ben bu yöntemi ağırlıklı olarak altdotnet türkiye eposta gurubunda uyguladım. Ve bu işe başlarken hayal bile edemediğim kadar kendimi geliştirdim. Sorularımda bana yardımcı olan herkese bir kez daha teşekkür ederim.

Yazılım sektöründe gündem ve metodolojiler 2-3 yıllık periyotlarla çok ciddi değişiyor. Değişime ve sürekli yeni şeyleri öğrenmeye hazırlıklı ve istekli olmalısınız. Eposta gurupları gündemi takip edebilmeniz için gereklidir. Bazen guruplar çok aktif olur ve işe olan odağınızı kaybettirebilir. Gurupların haftalık eposta özetlerinin gelmesini tercih edebilirsiniz.

Yenilikleri takip ederken de dikkatli olmalısınız. Her popüler konuya ilgi duymadan önce büyük resme bakıp gelecekte bu teknoloji yaşayacak mı? 5 sene sonra da işinize yarayacak mı diye düşünün. Ben hayatımın 2 yılını Macromedia Flash scriptlerine, 3 yılını asp.net page life cycle’a kaybettim. (Anglosakson oyunlarına dikkat edin!)

Kendinize bir alan seçin ve o alanda uzmanlaşmaya çalışın. Çok fazla alt alan var ve tümünde uzman olmak imkânsız. Veri işleme, sistem mimarisi, web uygulaması ön yüzü, mobil uygulama ön yüzü konularından birini seçin… İkisini yarım bileceğinize birini tam bilin.

İlk yıllarda öğrendikleriniz buzdağının sadece görünen yüzüdür. Eğer hırsınızı dizginleyemezseniz, çok şey öğrendiğiniz yanılgısına düşersiniz. Bilmediğimizi bile bilmediğimiz şeylerin bize yanlış yaptırması ilk yıllarda kaçınılmaz. Başlarda verdiğiniz kararlara şüpheyle yaklaşın. O konu daha ne kadar derinlere iniyor hep merak edin! Merakla okuyup araştırdıkça, yeteneklerinizin arttığını fark edeceksiniz.

Birlikte çalıştığınız kişiler size bir şey öğretebilecek kişiler değillerse, ya da öğretebileceği şeyler olmasına rağmen öğrenebilmeniz için uygun ortam yok ise oradan gitme vaktiniz gelmiştir. İlişkilerinizi koparmadan bir sonraki maceranıza hazırlanmanız daha çok şey öğrenmeniz için doğru bir karardır.

Verimli çalışma ortamı için takım arkadaşlarının uyumu yeteneklerinden daha öndedir. Uyum sağlayabileceğiniz insanları aramalısınız.

Burada şunu da belirtelim, daha çok şey bilmek ile daha rahat bir kariyer arasında bir doğru orantı yok. Daha çok şey bilirken de şansa ihtiyacınız var.

20 yıl önce yazılım geliştiricinin öncelikli görevinin çalışan programlar geliştirmek olduğu söylenebilir. Ama bugün her yerde çalışan (çalıştığı düşünülen) ürünler var ve dahil olacağınız takımların en çok zaman kaybettiği şey daha önce yazılmış kodun üzerinde geliştirme yaparken önceki geliştiricinin ne yaptığını anlamaya çalışmak. Bugün yazılım geliştiricinin öncelikli görevi, yaptığı işi devralan arkadaşlarının zorlanmadan işin bakımını sürdürebilmesidir. Yazılım geliştirme bir takım işi ve takımınızın kullandığı ortak dil (design patterns) tasarım kalıplarıdır. Tasarım kalıplarını uygulayarak işler yapmaya çalışın.

Blogları okuyun, kitapları okuyun, Wikipedia’yı okuyun… Mutlaka çok okuyun!

Yazılım geliştirme tembel adam işi değil. Çok çalışmak zorundasınız ama korkmayın ve vazgeçmeyin. Hiç dinlenmemek üzere yola çıkanlar, asla yorulmazlar.

Sizin için sürekli gelişmek bir yaşam tarzı olduktan sonra, en az 50 yaşına kadar da gelişmeye devam edeceğinizi aklınızdan çıkarmayın…

Yazıyı atamızın bir başka özlü sözüyle bitirelim. Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getiren uluslar önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da geleceklerini yitirmeye mahkumdurlar.

Comments Off on Bir Başka Yazılım Geliştiricilere Öğütler Yazısı | Something

Gelecek

January 3rd, 2015 — 4:08am

Deneyimleri fazla olan insanların görüşlerini okumak her zaman hoşuma gitmiştir. Aslında bu hoşa gitmede, insanların deneyimleri ile kendi yaşadıklarım arasında benzerlikler bulmaya çalışmamın da etkisi var. Bu sabretmemi kolaylaştırıyor…

Geleceği tahmin etmek zor, hele ki içinde bulunduğumuz zaman diliminde olduğu gibi, hayatın her alanında hızlı değişimler gerçekleşiyorsa.

Al Gore’un “Gelecek” isimli kitabı, bu yıl okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyenlerden. Kitap, küresel ekonomi, küresel akıl, güç dengeleri, genetik araştırmalar ve insanın akıbeti konularında düşündürücü bölümler içeriyor.

Nüfus giderek artıyor. Pek çok insan kentlerde yaşamak istiyor. Dünya küreselleşti. İnsanlar dünyanın her yeri ile internet sayesinde anında iletişim kurabiliyor. Firmalar ürünlerini tüm dünyaya satıyorlar. Kentlere göçle birlikte, artan nüfusu doyurabilmek için, insan sağlığı gözardı edilerek üretilen ve satılan gıdalar ortaya çıkıyor. İçilebilir su kaynakları giderek azalıyor…

Zaman içinde kaynakların eşit ve etik dağılımı gittikçe daha da zorlaşacak gibi görünüyor. Eşitsizlik duygusunu giderek daha çok hissedecek olan insanların, eskilerin aldığı yaşam mutluluğunu tatma olanağı da giderek azalacak. Avrupa Birliği gibi kurumların stratejik planlarına göre, dünya genelinde orta sınıfın sayıca artacağından bahsediliyor, buna karşın elitler üçgeninin tepesindeki açı gitgide daralacağa benziyor.

gelecek

Benim kitapta dikkatimi çeken bazı düşündürücü noktalar şunlar:

  • Artık genetiği değiştirilmiş bazı tohumlar, tarla haşerelerine karşı kendi ilaçlarını salgılayarak büyüyorlar. Yani böceğe karşı kendini ilaçlayan bir mısır türünü tüketiyoruz.
  • Çin büyüyen bir ülke ama acaba bu durumu sürdürebilecek mi? (bakınız; afyon savaşları) Günümüzün en gelişmiş ekonomilerinden olan Japonya bile, ticari savaşlarda son 3-5 yıldır havlu atmış durumda. Ayrıca hala en iyi üniversiteler Amerika’da.
  • Amerika’da 1920’li yıllarda, yasaların desteği ile gerçekleştirilmiş ırk temizliği (öjeni) çalışmaları olmuş. 1935 – 1976 yılları arasında İsveç’te de 60 bin insan zorla kısırlaştırılmış.
  • Pentagon, askerlerinin telepati ile iletişim kurabilmelerini sağlayan bir kask geliştiriyor.
  • Harvard üniversitesinde araştırmacılar, DNA veri yapısında, bir kitabın bilgisini saklamayı başardılar. Yani “dijital”den “biyolojik”e geçiş artık başladı. (Acaba Amerikalı arkadaşlarımız, hadoop‘u, bulutu bize satarken biyolojik bir veritabanına çoktan geçmiş olabilir mi?)
  • Toplum mühendisliği ve düşünce yönlendirilme çalışmaları, eskisinden daha geniş alanlara yayılmış durumda. 100 yıl önce başladıkları bu işi artık çok daha kaliteli yapıyorlar: Örneğin sosyal medyayı çok daha etkin bir biçimde kullanıyorlar.

Edward Bernays, 1928 de yayınlanan “Propaganda” adlı eserinde toplum mühendisliği ile ilgili şunları söylüyor:

Kitlelerin alışkanlıklarının ve görüşlerinin bilinçli ve zekice manipüle edilmesi demokratik toplumun önemli bir öğesi. Toplumun bu görünmeyen mekanizmasını manipüle edenler, bu ülkenin gerçek yönetici gücü olan görünmez hükümeti teşkil ediyor. Bizler yönetiliyoruz, zihinlerimiz şekillendiriliyor, zevklerimiz oluşturuluyor, fikirlerimiz öneriliyor, büyük oranda adını bile duymadığımız kişiler tarafından. Bu demokratik toplumumuzun örgütlenme yolunun mantıklı bir sonucu gündelik hayatımızın neredeyse her adımında, siyasi veya iş sahasında olsun, sosyal davranışlarımızda veya etik düşünüş şeklimizde olsun, görece az sayıda kişinin hâkimiyeti altındayız… Kitlelerin zihinsel süreçlerini ve sosyal kalıplarını anlayan kişilerin. Halkın zihnini kontrol eden ipleri çekenler o kişiler.

Al Gore’un Gelecek adlı kitabını okurken, söz ettiği değişimlerin, günümüz iş hayatını ve bizi ne yönde etkileyecebileceğini düşündüm. Tarihi bilmeden ve ileride ne olacağını düşünmeden hareket etmemek gerek!

Şu an yaptığımız iş acaba geçerli olacak mı? Günümüzde çalıştığımız pek çok iş kolunun gelecekte var olamayacağı ve süreçlerin otomatikleştirilmesinin işsizliği daha da arttıracağı ortada…

Süreçleri otomatikleştirebilen insanlar ve kurumlar için en az önümüzdeki 10 yıl daha, iyi kazanmak mümkün görünüyor. Ama yapay zekânın bizden zeki olması ve yazılım geliştirme işini elimizden alması ölmeden önce tadacağımız acılardan biri olabilir. Aslında yapay zekadan önce de pek çok yazılım geliştirici, her iki senede bir değişen, yazılım geliştirme trendlerine yetişemediği için başka işler yapmaya başladı.

1980’li yıllarda ailem tekstil işiyle uğraşıyordu. Aşağı yukarı 10-15 yıl iyi kazandılar. 2000’li yıllar sonrasında da sürekli zarar ettiler. Önceden insanlar gelip kumaş alıyordu, satış ve pazarlama işi oturup beklemekten ibaretti. Onlar, ticareti iyi bildiklerini düşünüyorlardı. Halbuki içinde oldukları süreç değişmekte olan piyasa koşullarında sürdürülebilir değildi.

Ne iş yaparsa yapsın, yazılım geliştiricileri/hackerları etkin ve nitelikli olmayan firmaların, ticari savaşları çok hızlı kaybedeceği aşikar. Google’ın; ürettiği insansız giden arabalarla, diğer araba üreticilerine rakip olması bunun küçük bir örneği. Gelecekte “Microsoft Medical Center”, “Apple iOrganic Farm”, “Google Car Services”, “GoogleCell” gibi firmalara aidatlar/faturalar ödüyor olabiliriz.

Şu an Türkiye’deki IT sektörünün, devlet hibeleriyle destekleniyor oluşu finansal bir yanılsama yaratıyor. Farkında olmaksızın, pahalı ama kalitesiz işler yapan pek çok firmanın gelecekte de varlığını sürdürebileceğinden şüphe ediyorum. Ağaçların arasındayken ormanı göremeyeceğimiz gibi, bu durumda olan firmalardaki yöneticilerde durumlarını göremiyorlar. Bence sektördeki tüm firmalar gelişmiş ülkelerdeki rakiplerini daha yakından takip etmeli. Çalışanlarının sürekli gelişimini destekleyici eğitim programlarının önemini kavrayarak, bunları ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden düzenlemeliler.

Yazıyı kitaptan bir cümle ile bitirelim; “Geleceğin sizi rahatsız etmesine asla izin vermeyin! Eğer mecbur kalırsanız onunla karşılaşacaksınız.” Bugün nasıl mücadele ediyorsanız o günde öyle mücadele edeceksiniz. Korkmayın ve okuyabildiğiniz kadar okuyun!

Comments Off on Gelecek | Something

İnsanlar Anlamak İstediğini Anlar

April 6th, 2014 — 2:42pm

Fedakarlıklar yaparsın,
insanlara inananırsın,
fakat insanlar inandırdıkları gibi değildirler.
Bunu farkedince kandırılmışlık hissi duyarsın.
Doğru bildiğin şeylerde de tereddüte düşersin!
Ve daha nelerle karşılaşacağım diye endişeye kapılırsın.
Bir gün yardımsever diye bildiklerin ve bildirilenler hiçte öyle olmaz,
Bazen bunu yaşar ve dillendiremezsin.
Bu elbette insanı yıkıyor.
Ama her defasında bu köylü kurnazı küçük insanlarla geçirilen yaşantılarda biraz daha güçlenirsin.
İçinde tuttuğun bilgiler seni daha da güçlendirir,
Güçlenirken kendini çökmüş gibi hissedersin,
işte tam bu an kendine güvenin geldiği geçiş anıdır!
Malesefki insanın olduğu yerde bencillik, kişiliksizlik, kıskançlık olacak.
Ve gene malesef ki kimse senin anlattığını duymayacak, herkes anlamak istediğini anlayacak.

Comments Off on İnsanlar Anlamak İstediğini Anlar | Something

Hackers & Painters

July 27th, 2013 — 7:31am

Teknolojinin bu denli gelişmesinde, en çok etkisi olan insanlar, 1400’lü yıllarda yaşamış Rönesans sanatçı ve zanaatkârlarıdır. Onlar, dönemlerinin ilerisinde düşünen, üreten ve paylaşan insanlardı.

Bugün Rönesans ressamları özel insanlar olarak tanımlanıyor. Ama ressamlık Leonardo’nun zamanında şu anki kadar popüler bir iş değildi… Belki Leonardo da ne kadar özel olduğunu bilmiyordu… Karaladığı küçük notlara bile anlam yükleneceğini düşünüyor muydu acaba?

Paul Graham’ın, aynı adla Türkçe’ye çevrilmiş “Hackers & Painters” kitabını okudum. Biraz yazılımcılıktan, biraz yazılımcı girişimcilikten bahsediyor. Toplumdan beklediği saygıyı görememiş programcıların hislerinin bir kısmına da tercüman olmuş. 2004 yılında basılmış bir kitap. Biyolog girişimciler daha yeterince palazlanmadığından kitap hala güncel sayılır.

Kitapta son 40 yıl içinde dünyayı değiştiren insanların çoğunun programcı olduğuna dikkat çekilmiş. İlk aklımıza gelenler, Bill Gates, Steve Jobs, Linus Torvalds

Bu kişiler, gördükleri bazı sorunları çözerek hayatı tamir ettiler. Ve hayatın akışını değiştirdi ürettikleri ve paylaştıkları şeyler. Yine de bu insanların, zekâ ve yetenek bakımından bizden daha özel olduklarını düşünmüyorum. İnsanlar, genetik olarak büyük oranda aynı. Aralarındaki farkın deneyimden kaynaklandığını düşünüyorum. Kim, ne kadar farklı alanda, ne kadar çok yaşantı deneyimlerse hayat tecrübesi o oranda artar, farklı bakış açıları edinir. Bilişim dehaları olarak görülen bu insanlar da yaşadıkları çevre itibari ile bizden daha zengin yaşantılara sahipler. Evrimsel olarak bizden daha ilerde bir toplumda yaşadıklarından, bizim aklımıza yeni gelen bir şeyi onlar çoktan yapmış oluyorlar.

Kitabı okurken Türkiye’deki geri kalmışlığı, bizdeki hackerların ürettiklerini, paylaştıklarını düşündüm. Bizde yaşantı değiştirmiş bir üretim tabii olarak yok. En az 50 yıl geriden takip ettiğimiz teknolojileri tüketirken bunu gerçekleştirmek zor tabi. Ama esas sorun, teknolojik olarak geride oluşumuz değil. Toplumumuzda hacker olabilecek insanların toplumun geri kalmışlığı ve yerli üretimin durmasını önlemekle ile ilgili üstlerinde sorumluluk hissetmemesi olduğunu düşünüyorum.

Amerikalı firmalar ne satarsa ya da tavsiye edip popülerleştirirse onu alıp kullanmak beni ciddi ciddi rahatsız ediyor. Oysa bizim bilişim ihtiyaçlarımız içeride çözülebilir basitlikte.

Hatta bir adım daha ileri gidelim, yerli bir firma bana aynı koşulları sunuyorsa, neden yabancı firmada çalışayım?

Türkiye’de en son yaşanan modernleşme hareketi 1920’li yıllarda asker kökenli insanların çabalarıyla gerçekleşmiş. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, gerçekleştirilen çabaların üstüne yeni bir şey koyulmamış. İçinde olduğumuz gerileme sürecinden çıkmak, Rönesans döneminde olduğu gibi çağının ilerisinde ve belirlenmiş kalıpların dışında düşünen insanlar, onların üretimleri ve paylaşımları ile mümkün.

Bu noktada ülkemizdeki hackerlara iş düşüyor. Neden bizlerde Amerikalı akranlarımız gibi toplumumuzu bir adım daha ileriye taşıyacak işler için taşın altına elimizi sokmuyoruz?

 

 

Comments Off on Hackers & Painters | Something

Ekip

May 31st, 2013 — 1:24am

Hıncal Uluç’tan duymuştum, küçük insan diye bir tabir var. Önündeki fırsatlardan küçüğünü seçen insandır bu gurup. Ve öylede mutlu oluyordur. Var olanı değiştirmek ile ilgili fikirler eylemler ona komik ve anlamsız gelir çoğu zaman.

Bu kadar gelişebilen bir ülke olduğumuzdan aslında etrafımızda bu tip insanlardan çok var. Yine bir ekip kurma dönemindeyim, tabi bu durum ufak bir geriyor insanı…

Eskiden kaynağım olmadığından ekip kuramadığımı zannederdim. Aslında olayın kaynakla bir ilgisi olmadığını anlıyorum şuan. Bu toplumda yaşayan aydınların bile “Yarısından çoğu aptal” derken çekinmediği bir toplumda yaşamaya bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Böyle bir toplumda bir şeyleri değiştirmek, ilginç zorluklar içeren bir serüven…

Kendi kendini, takımının hedefleri için motive edebilen, birilerinden oluşan ekip kurmak bir girişim için birinci öncelik. İş fikrinin ne olduğu hiç önemli değil. Kürdan bile üretsen, adam gibi bir ekiple çok değişik noktalara gelebilirsin. Asıl mesele birlikte üretme heyecanını yaşamak.

Üstüne aldığı işi başından atmak, bitirmiş gibi yapmak doğal bir davranış gibi kabul ediliyor bu toplumda ilginç bir şekilde. Günü kurtarmaya her konuda o kadar alışmış ki herkes! Sen bu işi yapmadın, yapmış gibi gösteriyorsun, bu bir çeşit nitelikli dolandırıcılık diye çıkıştığında da şaşırıyor insanlar.

Daha önceki girişim denemelerimde ekip olduğumu zannederken, ne tarz goller yemişim şöyle bir düşüneyim dedim. Umarım aynı hataları tekrar yapmam…

Mesela ilk girişim denememde ortaklık yaptığım kişi, Serdar çalışıp kassın ben karı paylaşayım modunda düşünüyormuş meğer. Ben iyice odaklanalım diye işimi bırakmışken o gönül rahatlığıyla Rusya’ya tatile gitmişti.

Daha sonraki bir denememde hayatında “webrazzi” kelimesini ilk kez benden duymuş bir kişi web girişimi marketing konusunda bana mentorluk yapabileceğini düşünüyordu, bir başka Serdar kassın paylaşalım örneği sezdim ve daha erken kesip atabildim :)

Bir kaç arkadaşla da hem teknik olarak bize öğret, para kazanacak işi bul, işin çoğunu sen yap sonra da %50 sini bize ver durumu yaşadım…

Memuriyet ya da sözde büyük kurumlardaki fazla mesai ile startup fikrinin bir an önce hayata geçmesi için 7/24 kendini ürününe vermek arasındaki farkı göremeyen insanlarla da çalıştım.

Birinde yatmadan önce 1 saat daha bakıyım dediğinde ürün 1 saat daha ilerlemiştir. Öbüründe 1 saat birinin kıçını yalamışsındır ve o senin ağzına sıçmaya devam eder… sen mutlu bir köle olduğundan ya ölene kadar göremezsin ya da ilk farkettiğinde çok ciddi bir hassiktir çekersin ve belki de o gün 50 yaşında olursun!

Yaşadığım durumlarda bir ortak özellik var gibi, ya ben çok şansızım ya da dolandırıcılık bu toplumda normal bir durum.

Comments Off on Ekip | Something

Page 1 of 512345

Back to top