Category: Anı

Bu kategoride zaman zaman yaptığım gezilerin hikayelerini ya da paylaşmaya değer bulduğum anıları bulacaksınız.


Kaz Dağları Kampı

March 24th, 2008 — 7:48pm

Perşembeyi, Cumaya bağlayan gece yola çıkar gezginler. Serdar araçtan sorumludur.
Mahmut Ağabeyi ona sorumluluk vermiştir. Elinde listesi her durakta binenleri işaretler.
Artı, bir artı daha sonra eksi, artı gene … artıların sayısı 19 olur kaptan dahil
20 kişi yola koyulurlar.

Çanakkale’ye doğru ilerlerler. Feribotla boğazı geçmek istediklerinde. Çannakkale
valisinin, annesi tarafından iyi yetiştirilmediğini anlarlar. Annesi ona “bütün
insanlara eşit davranman gerekili oğlum” dememiştir. Dediyse bile o bunu davranışa
dökememiştir ki, “Çanakkale truva tur” arabalarının feribotta geçiş üstünlüğü vardır.
Ambulansla, türevi bişeyle yolcu taşıyan firmayı tebrik etmemek mümkün değil. (oralardan
otobüsle geçecekseniz ona binin yani :) )

Fakat bu haksızlık gezginlerin 1 saatten fazla sıra bekleyip, sıkılıp patmasına
ve Hasan Ağabeyin güvenliğe dalmasına sebep olur. Gezginlerin boy ortalaması 1.90
ın üzerinde ve erkek sayısıda 10 un üzerinde olunca muharebeyi gezginler kazanır
ve bir sonraki vapura kalmadan binerler vapura. Zafer baklava yeyip, çay içilerek
kutlanır.

Çanakkale’nin Küçükkuyu’sundaki nil camping kalmak için uygun bir alan olarak belirlenir
gezgin liderlerince. Çünkü gezginler yağmuru göz önünde bulundururlar. Çadırları
kurup kahvaltıya, yılların trekkingcisi Orhan ağabeylerinin butik oteline geçerler.
Orhan ağabey ve hanımı ile eski gezginler hasret giderir. Yeni gezginler bi meraba
çekip muhteşem zeytinlere çıtır çıtır köy ekmeğine yumulurlar.

Kaz Dağları

Karınlarını doyuran gezginler, Küçükkuyu’nun eskilerinden Zeus’un sunağına giderler.
Zeus o sunakta ne kadar tanrıça varsa yakından görüşmüştür. Hatta Afrodite tekmeyi
koymuş 2 tepe öteye fırlatmıştır. Afrodit tepeye yüzünü çarpınca bişeye benzemiştir.
Zeus aslında tarihteki ilk estetik cerrahtır. Hemde en başarılısıdır. :) Serdar,
Zeustan taktik alabileceğini düşünür. Zeus bu mekanda baya aktif yaşadığına göre
bende evimi böyle döşemeliyim der. :)

Zeusun sunağından trekking provası vari inen gezginler. Deniz kenarında yeni açılmış
olan yeni yıldız motelin pilajında davet üzerine yüzerler. (Spontan gelişen şeyler
çok keyifli oluyor canım :) ) Hava o kadar güneşlidir, deniz o kadar güzeldir ki,
yüzmek çok keyifli olmuştur. Doğanın yağmur yağdırmayı planlamasına rağmen 1 gün
öteye atması gezginlere çok keyif vermiştir. Ama herkes yanına mayo almadığı için
bu keyifi sadece erkan, serdar, uğur the second ve nesligül alır. Diğerleri arkadaşlarının
keyif alıyor olmasından keyif alır. :)

Sonra yürümeye doyamayan gezginler mıhlıçaya yürürler. 1 saatlik bir yürüyüş sonunda
bir gölet görür yanında yayılırlar. Bu sefer yanında mayo olan tek şanslı Serdar’dır.
Haliyle şeytan “hadi gir” der. Demet, Serdar’a derki “Girme kalp krizi bile geçirebilirsin!
Su çok soğuk olabilir.” Ama Serdar deli kanlıdır ve o suya girmek zorundadır. Şöyle
bi yoklar suyu yüzeyden su soğuk değildir. Ama yüzeyden soğuk değildir. O sırada
şeytan kıs kıs gülmektedir. Azraile de mesaj atar. Gel der. :) Serdar suya balıklama
atlar. Şükriye deklanşöre basar ve çok güzel bir kare yakalar. Serdar suya girer
girmez Demet’e hak verir. Nefesi kesilmiştir deli kanlının. Çırpına çırpına kenara
gelir ayağını basabileceği bir yer bulur ve tekrar nefes almaya başlar. Serdar’ın
verilmiş sadakası vardır canı kurtulmuştur. Azrail bu sefer eli boş döner.

Kaz Dağları

Buradan bütün macera perest arkadaşlara (özellikle kanı deli olanlara) sesleniyorum.
Kendinize güvenseniz bile biri size yapma diyosa yapmayacaksınız. Size mantıklı
bi sebebi sizin anlayacağınız gibi ifade edemiyorsa bile etrafınızdakileri heyecanlandırmaya
hakkınız yok. (serdar olaydan ders çıkardı :) )

Yürüyüş sonrası kamp alanına dönen gezginler Hasan ağabey önderliğinde akşam yemeği
hazırlarlar. Selman hasan ağabeynin sağ kolu olur. Esma da sol kolu. Birlikte gezgin
doyurmaya koyulurlar. Çok lezzetli yemekler hazırlarlar.

Geleneksel doğa gezginleri kampı tanrı misafirleri, bu sefer tülin ablanın arkadaşları
olur. Kendilerini lisanslı deli olarak tanımlayan psikologlarla içilir laflanır.
Akşam yemeğinin en güzel yanı şarkılarla coşulması olur. Bu konuya daha öncede değinmiştik
aramıza şarkıcı, türkücü arıyoruz diye. “kör ister bir göz allah verdi 2 as solist”
Uğur the second, Demet ve Elif gezginleri mest ederler. Kendilerini ellerimiz patlayana
kadar bir kez daha alkışlıyoruz… bir sonraki kampa eli çalgı tutan 2 kişi istiyoruz
:) biri gitar olsun en azından :p

Ertesi sabah biraz daha kapalı bir hava karşılar gezginleri. Kahvaltılarını yapıp
yürüyüşe giderler. Henüz yağmamıştır hava ama serinlemiştir. Gezginler adatepe köyünden
başlarlar yürümeye. Orman geçerler, kanyon geçerler sonra bir şelaleye varırlar.
Orada domates ekmek yerler. Resimler çekerler. Bu arada hava da yağmaya başlamıştır.
Yağan yağmur taş zeminlerden geçişi zorlaştırır. Üstlerine sağanak yağar gezginlerin,
ama onların yüzünde bir tebessüm vardır. Uzun zamandır yağmur görmedikleri için
üstlerine yağsın isterler. Yağmur yağması rotalarındaki trafiği de etkilemediği
için sorun yoktur. Keyifle ıslanırlar.

Kaz Dağları

Döndüklerinde bir deniz denemesi daha yaparlar. Yağmur yağarken denize girmek de
gene keyifli olmuştur.

Sonra gene hoş sohbet bir akşam yemeği yenir. Yemeklerin alkol alıp, gülme krizine
girme yarışmasını Oğuz Ağabey yılların tecrübesiyle kazanır. Kaburgası kırık olmasına
rağmen uzun süre kriz halinde gülebilmektedir. Ama ercüment de hiç fena değildir.
Gülerken masayı yumruklayıp geriye doğru gitmektedir. Selim ise nasılsa midede karışıyo
deyip şarap, rakı ve yoğurdu bir bardakta birleştirir. Kimseyi ikna edemez ama lezzetli
olduğuna. Barmenliği bi daha düşün abi sen :)

Doğa gene gezginlere kıyak geçer yemeklerini açık havada yesinler rahat rahat, sonra
ateş yakıp biraz da muhabbet etsinler diye bekler gene. Ateş keyfi şarkılarla daha
da keyiflenir. Yatma vaktine yakın yağmur başlar gezginler güç bela çadırlarına
giderler kimi ıslanarak muhabbete devam eder kimi durmaz bu yağmur der gider çadırına
kuru kuru tulumunda uyur sabaha kadar. Sabah çadır toplama zamanı gelince yağmur
gene durur bi süre :)

Kaz Dağları

Gezginler kahvaltılarını behramkalede yaparlar. Kahvaltı sonrası dönüş yoluna koyulurlar.
Dönüş gene çanakkale üzerinden olur. Boğazda çok trafik olması canlarını sıkar gezginlerin
Serdar sıkıntısını gidermek için “iddaa ya girelim kaç saat de geçicez” diye ortaya
bir zarf atar. Serdar’ın tahmini 2 saat sürer heralde olur. Tülin abla da derki
1 saat sürmez. Yasemin’de 2 saat sürebilir der. İddaa konusuda kabaklı börek olur.
15 dakika geçmeden uğur ağabey hanımı kaybetmesin diye şike yapar ve iddaa yı tülin
abla kazanır. Serdar boynunu büker mecburen annesine kabaklı börek yaptıracaktır.
Ama annesinin hala haberi yoktur. :) Bir sonraki etkinlikte kahvaltı çok süper olacak
kanımca :)

Boğazı beklediklerinden çabuk aşan gezginler sohbet ede ede İstanbul’a dönerler.
Herkes eve yüyürken “Deli manyak eğlendik biz bu kampta ya” der ve bir sonraki kampı
halatla çekmeye başlar.

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Comment » | Anı

Burhaniye – Kızderbent Köyü Raporu

March 24th, 2008 — 7:47pm

Bu etkinliği anlatmadan önce, yazıları okuyan ve bana gaz veren herkese çok teşekkürs.
Faaliyetleri anlatma işi bana sarmaya başladı. Muhtemelen hepsi aynı tadda olmuycak
ama idare edicez artık :)

Havanın biraz kapalı olduğu bir Pazar sabahı doğayı seven bir kaç insan gene yolara
düşer. Avrupa’dan Asya’ya doğru bir bir toplanır doğa gezginleri. Yıllar önce Burhan
adında birine ait olan köyden başlayıp, Asya’nın batısındaki bir başka köye gitmeyi
planlamışlardır. 8 km civarı bir yoldur kuş gibi uçabilseler.

Burhan’a ait olan köyü az biraz geçip sermaye verenlerin köyüne gelmeden doğaya
giriş yapılır. Çamur deryasında başlar yürüyüş. 2 büyük keçi sürüsü ile karşılaşır
gezginler. Köpekler onlara havlar onlar köpeklere biz dostuz der geçerler yanlarından.

Burhaniye, Kızderbent

Ortalama bir tempoyla ilerlerken bir de bakılır ki; Oğuz ağabey su içme emziğini
düşürmüştür. Oluşturulan küçük arama kurtarma ekibi varını yoğunu ortaya koyar ama
emzikten haber alınamaz. Çaresizce yola devam edilir. (Emziği keçilerden birinin
yediğinden şüphe edilebilir. :) ) Gezginler; az gider uz gider, dere tepe düz gider
bir de bakar ki bir erik ağacı. Sabah atıştıran yağmur erikleri yıkamış tertemiz
etmiştir zaten. Hem organik hem de hijyenik sayılabilecek erikleri dalından yer
bazı gezginler. Kimisi eriği çok sevmediği için direk incire dalar. İncir ağacını
son tanesine kadar bitirdikten sonra yola koyulurlar. Ama ne mümkün daha 10 adım
atmadan bir üzüm bağı çıkar karşılarına gezginlerin. “Hayda trekking cennetinde
miyiz?” diye geçer içinden pek çoğunun. Ekibin bir kısmı daha önce bağ bozgununa
uğradığı için karşılaşılan bu bağ daha bir keyifle bozulur. Gezginler rövanşı almıştır.
Gruptan Esma ve Selim niyetli oldukları için daha sonra yemek üzere toplarlar. Bu
toplamacılık duayen lider Eyüp’e ilham verir. Oda kendini tansaş manavına çevirir.
Serdar da sonraya saklamak ister bir kısım üzümünü ama duayen olmadığı için, bilinçsizce
çantasına koyduğu üzümler parkur sonunda marmelat olur.

Burhaniye, Kızderbent

Biraz daha ilerlediklerinde hasan abiden şu söz duyulur. “Ben hayatımda bu kadar
meyve yediğim bir yürüyüş hatırlamıyorum!” Hasan ağabey, hıncal uluç gibi her cümleye
ben hayatımda böyle şey görmedim diye başlayan biri değildir. :) Evet sevgili okuyanlar
harbi harbi deli meyve dolu bir parkurdur gezginlerin rotası. Yenilenler burada
bitmez ilerleyen dakikalarda gezginler ceviz ağaçları bulurlar yol üstünde. Emre’nin
ağaçları hafif dürtmesiyle dökülür yerlere kozlar. Dökülen kozlar gezginlerin eline
geçer.

Doğa gezginleri hepimizin bildiği gibi piknik de sevmektedir. Yolda verilen meyve
toplama araları herkesi tıka basa doyurmuş olsada bir piknik arası gene verilir.
Pikniğin sonlarına doğru En Duayen lider Eyüp, Hasan ağabeye duayen liderler için
üretilmiş polarını devreder. Bu duygulu anı gezginler coşkuyla alkışlarlar. :) Polar
kabul konuşmasında Hasan ağabey, aynı poların yıllar önce evine giren bir hırsız
tarafından çalındığını anlatır. Hırsız eve girip sadece poları alıp çıkmıştır. Heralde
yürüyüşlerde giyicekti :)

Yürüyüş, gezginlerden bazılarını yormaya başlamıştır. Önce erik, sonra incir, daha
sonra üzüm, çok sonra ceviz, hatta ayva, kızılcık toplayan ekip haliyle artık bitkin
düşmüştür. Tülin gruba yeni katıldığı için inişlerde biraz zorlanır. Hem meyve topla,
onları ye bi kısmını sakla… Bu kadar hareket fazla gelir. :) Yeni doğmuş bir buzağı
nasıl yürüyorsa öyle dizleri titreyerek iner inişlerde. Uğur ağabeyi ona kankalık
eder ama nafile. O hem kendi düşer hemde etrafındakileri düşürür.

Meyve toplamaktan yorulan yanlızca Tülin değildir. Demet’te çok yorulur. “Uyanik
olup, buyuk/kucuk demeden tecrubeli gezginlerin sozunu dinleyerek” ilerlemediği
için ayağı kayar ve düşer. Hatta tehlikeli bir düşüş yaşamıştır. Düştüğü yerde bir
dal yüzüne çarpar. Gezginlerin doktorları hemen seferber olurlar ve Demet’e başarılı
bir ilk yardım uygulanır. Bu düşüş Demet’in kulağına küpe olur. :)

Gezginler ine çıka parkur bitişinden önceki son yalağa kadar gelirler. Burada gezginlerin
imamı Ali ağabey getirdiği ayakkabı temizleme fırçasıyla herkesin ayağının temizlenmesini
ister. Çünkü temizlik imandandır. :)

Ayak Temizleme faslından sonra Kızderbent köyüne giriş yapar ekip. Minibüsüne biner
ve evlerine giderek bir sonraki yürüyüşün hayalini kurarlar.

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Comment » | Anı

Karaağaç Limanı (Doğa Gezginleri Koyu) Anısı

March 24th, 2008 — 7:46pm

Doğa gezginlerinin raporcusu olarak herkesi selamlıyorum. Bu raporumuzda karaağaç
limanının daha doğrusu yeni adıyla “doğa gezginleri koyunun” bize verdiği mutluluğa
şahit olacaksınız.

Bu seferki doğa gezisi biraz daha erken başlar. Serdar yüzmeyi çok sevdiği için
önceki gezilerden daha heyecanlıdır. Çantasına mayosunu ve gözlüğünü de koymuştur.
Tuzdan gözü yanmadan yüzebilecektir içi rahattır. Minibüs biraz geçte olsa gelir.
Duraklar ilerledikçe doğa gezginlerinin kemikleşmiş kadrosu her zamanki yerlerine
otururur vaziyette minibüsü doldurur.

Hava biraz kapalıdır. Ama meteorolojiye güvenen gezginler geri dönmezler. Zira 3
ayrı internet adresinden güneşli olacak bilgisi almışlardır. Fakat Tekirdağ’a geldiklerinde
gruptan çatlak sesler çıkar. Çünkü geceki fırtınanın bıraktığı izler, Tekirdağ’a,
hadi buradan geri dönün enerjisi yüklemiştir. Ama Cemre kararlıdır caydırılamaz
ve ekibe gitmek için gerekli olan gazı verir. Ekip eskisinden daha kararlı ama üşüyerek
yola devam eder. Teşekkürler Cemre.

Karaağaç Limanı

Çok geçmeden bulutlar dağılır ve doğa, gezginlerine güler yüzünü gösterir. Bu olay
gezginlerin neşesine neşe katmıştır. Yolda ilerlenirken Eyüp, Emre ve Serdar gene
Meral’e takılmaktadır. Bu etkinlik artık bir kamp ritüeli olmuştur. Hatta Eyüp Meral’e
takılma versiyon 2’yi geliştirip, Meral’in çantasına salça olmuştur. Fakat versiyon
2, versiyon 1’den daha zevksiz bulunduğu ve Mahmut ağabey ve ummihan abladan tepki
aldığı için çanta karıştırmacadan çabuk vazgeçilmiştir.

Doğa Gezginleri Koyuna geldiklerinde umduklarından daha iyi bir hava ile karşılaşan
ekip mutlu mesut çadırlarını kurmaya geçer. Serdar’ın çadırı olmadığı için Meral’in
yeni alıp hiç kullanmadığı çadırına salça olur. Okuyucular Merali daha önce mızmız
olarak raporladığımı hatırlayacaktır. Gerçi sonra tekzip etmiştik ama şimdi daha
detaylı açıklamamız gerekiyor. Kendisi çok yardım sever bir insandır. :=) Hiç oturmamasına
rağmen kampa katlanır sandalye getirir. Ve başkasının çadırında uyumasına rağmen
hayrına çadır taşır. Meralin yardım severlikleri bununla da kalmaz palet alır ki
Cemre paletle yüzsün. Meral’e doğa gezginlerine katkılarından dolayı sonsuz teşekkürler.
:=)

Çadırları kurduktan sonra yüzmeye gider yüzücüler. Denizin sıcaklığı, havanın sıcaklığı
her şey olması gerektiği gibidir. Bir kısım doğasever yüzerken, oğuz ağabey zıpkınıyla
balık avına gider. Oğuz ağabey ilerdeki balık çiftliğine kadar bile yüzmeye üşendiği
için ilk denemede eli boş döner. :=)

Ekip yüzerken Mahmut ağabey tripoduyla base kampı fotoğraflamakta ve korumaktadır.
Yüzme faslı bitince yavaş yavaş sac kavurma hazırlamak için kollar sıvanır. Hazırlıklar
biraz uzun sürse de dünyada o an oturulmuş en keyifli ve lezzetli sofradır gezginlerin
sofrası.

Sofranın misafirleri de vardır. Oğuz ağabeyin arkadaşı Uğur ağabey, hanımı ve kızı
da Doğa Gezginleri Koyuna gelmiştir. Doğa Gezginleri misafir perverdir ve iyi misafir
ağırlar. Gene bekleriz.

Karaağaç Limanı

Yemek sonrası koyu çevreleyen tepelerden birinde mini zirve yapar ekibin bir kısmı.
Zirve anında Cemrenin çığlık atmak gibi bir huyu olduğu ortaya çıkar. Esmanın yoğun
çabaları sonucu Cemrenin 159 desibel olan sesi 110 desibele indirilmiş olur. Ve
ekip geçici duyma bozukluğu yaşamaktan ucuz kurtulmuş olur. :=)

Zirveye gelindiğinde Meral’e takılma versiyon 1’in etkileri belirmeye başlar. Meral
intihar etmek ister. Bisikletinin lastiği patlaktır ve kimse tamir etmemektedir.
Uçurumun kenarına gelir ve kendini atmak ister. Herkes heyecanlanır. Son anda Ermenin
“yeni bir bisiklet alacam sana” demesine kanar da vazgeçer. Meral’in intihardan
vazgeçmesiyle ekip kazasız belasız base kampa dönmüş olur.

Sırada kamp ateşi yakıp etrafında çekirdek yemek, şarap içmek muhabbet etmek vardır.
Fuat’ın Çekirdekleri hızla tüketilir. Bu esnada Alper ateşi sürekli körükleyerek
çok önemli bir görevi yerine getirir. Fakat kimse şarkı – türkü söylemediği için
muhabbetin tadı biraz eksik kalır. (Buradan sesi güzel olan doğaseverlere sesleniyorum
sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız …)

Ertesi sabah istenenden çok daha hızlı pişen :=) sac yumurtasını yiyen ekip gene
yüzmeye gider. Oğuz ağabey zıpkınıyla gene şansını dener. Sonuç negatiftir. Ama
oğuz ağabey yılların doğaseveri olduğu için, eli boş bile dönse yıllar önce tuttuğu
çok büyük müren balığının macerası hala dinlenmeye değerdir. :=)

Öğle yemeğini de yedikten sonra yola çıkar ekip. Uçmak dere yolundan giderek yolunu
da kısaltır. Sık sık mola vererek evinin yolunu tutar. Eve Vardıklarında, keşke
Pazartesi işe gitmek olmasa der ver uyur pek çoğu… :=)

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Comment » | Anı

Hüseyinli – Tepecik Yürüyüşü

March 24th, 2008 — 7:44pm

Saatlerin geri alındığı, avrasya maratonunun koşulacağı bir günde gezginler yürümek
ister. Köprünün trafiğe kapanma insanların saatlerini ayarlamayı unutması gibi olasılıklar
vardır :) Hasan Abi saatini ayarlamış fakat bineceği saati unutmuş beşiktaşta çay
içmektedir. Köprünün koşu nedeniyle kapanması söz konusudur. Minibüste heyecanlı
bir Hasan abi bekleyişi olur. Hasan abi gelince hızla köprüye yoluna girer gezginler
ve son anda geçerler ve köprü trafiğe kapanır. :) Minibüs sonraki duraklarda birer
birer gezginlerini toplar. 18 kişi olur gezginler ve Hüseyinliye doğru yola koyulunur.
Saat 7 gibi kozyatağından biner serdar. Son olarak 7:20 gibi Mali biner güzelyalıdan.

Geleneksel yeni katılan arkadaşlara düdük verme seramonisi yapılır. (bu arada special
thanks to Hasret Sarıgül (www.step-pen.com) düdüklerimizin logo baskısını yapmamıza
yardımcı olmuş ben yeni öğrendim. Kendisini yürüyüşlerde de aramızda görmek isteriz
…)

Hüseyinli, Tepecik

Serdar geçen gezide iddaya girip börek kaybetmiştir. Annesine peynirli börek yaptırır
ve getirip gezginlere kahvaltı verir. Çayla börek herkesi keyiflendirmiştir. Kahvaltı
sonrası alış veriş yapılır. Ve yürüyüşe başlanır. Meyvalı bir rota başlangıcı olur.
Elmalar çantaya istiflenir. Dik yokuş ile ilerlenir. Dik yokuş erken yorar ekibi.

Çiçeği burnunda gezginler vardır ekipte. Bot giyin tavsiyelerini dinlemeyip spor
ayakkabılarıyla gelmişlerdir. Sanki parka çıktınız bre gafiller. Bileğiniz burkulabilir
der içinden daha önce aynı hatayı yapmış olanlar. İlerleyen dakikalarda onlarda
anlarlar tecrübeye kulak vermek gerektiğini :)

Gezginler şehirdeki gürültüden kaçmış doğada yürüyüş yapmak istemiştir. Ama off-road
‘cu insanlar şehir x 5 bir gürültü çıkaran jeep ve motorsikletlere sahiptir. Ve
doğa gezginlerinin yolu onların parkurlarından geçer. Sonuç çekilmez bir gürültü
olur. Koşa koşa kaçar gezginler onlardan. Okadar kaçarki şirinlerin çekildiği çizgi
filim setine gelirler. Şirinler köyünün mantarlarını görüp şaşırırlar, bol bol fotoğraf
çekerler.

Hüseyinli, Tepecik

Hasan abinin mangalı yürümekten acıkan gezginleri doyurmuştur. Hatta kimisi lezetten
parmaklarını yemiştir. Ekmeği az almıştır ama gezginler. Fazla ekmek yenmesin sağlıksız
diye düşünmüşlerdir :) ama aç gezginlerin bazısı pek sağlıklı bulmamıştır uygulamayı.
Yemek sonrası tepeciğe doğru tabana kuvvet yürümeye devam eder gezginler. Alaca
karanlığın sonlarına doğru manzaralı bi dinlenme yaparlar ve hava da gezginlerin
üstüne kararır. Çiçeği burnunda gezginler için çok keyifli olmamıştır havanın kararması
ama tecrübeliler tarafından motive edilmişlerdir karanlıkta yürümeye.

Fakat tecrübe tecrübe bi yere kadar. :) herkes hata yapar. Dönüş yolunda çamura
batmayalım diye uçurumdan gitmeyi uygun bulmuştur gaflete düşüp ekip. Biraz ilerleyince
hadi geri dönelim çamura batalım daha rahat varırız tepeciğe hem havada karardı
üstümüz kirlensede bişey olmaz diye düşünürler. :) planladıklarından 2 saat daha
fazla ilerleyip minibüslerine varırlar.

Hüseyinli, Tepecik

Planladıklarından fazla yürüyüp bitap düşmüş gezginler bir arada bir fotoğraf çektirir.
Ve minibüse binip evlerine giderler. Bu defa çok yorulmuşlardır…

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Comment » | Anı

Page 4 of 41234

Back to top