Category: Anı

Bu kategoride zaman zaman yaptığım gezilerin hikayelerini ya da paylaşmaya değer bulduğum anıları bulacaksınız.


İç Anadolu Bölgesi Powerpoint Sunuları

May 23rd, 2008 — 11:03pm

Asker eşlerinin kendi aralarında içtikleri çayları bir seremoniye dönüştürdüğünü
duyanlar, görenler olmuştur. Bende askerliğim süresinde bu olaya şahit olanlardanım.

Teyzeler çay içip bir şeyler atıştırmakla kalmıyorlar. Bu arada kendilerini de geliştiren
faaliyetler yapıyorlar. Mesela içlerinden birine ödev olarak İç Anadolu bölgesini
sunmak verilebiliyor. Sen bu bölgeyi bize anlat nerelerine gidelim filan diyorlar.

Oda kocasının emrindeki Powerpoint kullanabilen askerlere kitliyor bu işi :)

Benim şahitliğimdeki olayda bu emirdeki askerler Talip, Koray ve Serdar oldu. Evet,
Serdar benim…

Talip’in “kolajladığı”, Koray’ın “sence’lediği” ve Serdar’ın uygun çözümlediği sunular
sadece teyzelerin çayına kurabiye olmasın diye internete de koyalım istedik. Ben
de bloguma koydum.

İstiyenler baksın, kullansın …

İç Anadolu Bölgesi Genel Anlatım

Ankara,
Aksaray,
Çankırı,
Eskişehir,
Karaman,
Kayseri,
Kırıkkale,
Kırşehir,
Konya,
Nevşehir,
Niğde,
Sivas,
Yozgat

Comment » | Anı, PowerPoint

Bağ Bozgunu Güncesi

April 23rd, 2008 — 10:49pm

Bu yazımıza tekziplerle başlamak gerekti :) Serdar’ın yazdığı hikâyeler laf olsun
torba dolsun hikâyelerdir. Benzetmelerin tümü abartmadır. Meral asla mızmız biri
değildir. Selman piknikten nefret eder. Sürçü lisan etmişiz bazı yerlerde. Pardons.

Gelelim Ekibimizin bağ bozgununa :) etkinlik erken saatlerde otobüs muhabbetleriyle
başlar. Birbirini ilk kez gören insanlar tanışır ve tanıştıklarına memnun olurlar.
Tekirdağ’da bir kahvaltı molası verilir. Grup üyelerinden birinin getirdiği börekler,
acıbadem kurabiyeleri afiyetle yenir. Ve hızla Doluca’nın şarap fabrikasına doğru
yol alınır. Herkes yolda içeceği şarapların ve yiyeceği üzümlerin hayalini kurmaktadır.

Dönemeçli Şarköy yolundan sonra Doluca’nın şarap üretim mabedine varılır. Ekip iyi
içicidir. İçtikleri şarapların nerede üretildiğini denetlemeye gelmiş müfettiş modundadır.

Önce kırmızı şarabı denetler. Yarı mamul şarabı test eder. Kimine buruk gelir tadı
kimi güzel bulur, beyaz şaraba doğru ilerlenir. Beyaz şarap olabilecek bir yarı
mamul daha test edilir. Bu test sırasında kazanın başında biraz fazla kalınır. Kazan
bitmek üzereyken durumu fark eden fabrika rehberi daha güzel şaraplarda tadacağız
gazı verip ekibi lezzetli yarı mamulden uzaklaştırır. Fakat rehberin bizi kandırdığı
çok geçmeden anlaşılacaktır. Gerçi içilen yarı mamul şaraptan çok fantaya benziyordu
ama lezzetliydi :)

Doluca Şarap Fabrikası

Fabrikayı gezerken ekibin en hoşuna giden alan şarapların dinlendirildiği fıçıların
bulunduğu alan olur. Bacak bacak üstüne atmış uzanan bir sürü kırmızı ve beyaz şarap
biz içeri girince şöyle bi toparlanır. Kısa bi süre şaraplarının neden dinlendiğini
dinleyen ekip şaraplar daha fazla rahatsız olmasın diye içeriyi çabuk terk eder.

Ekibin esasasen amacı Doluca’nın bağlarını bozmaktır. Fakat hain Doluca fabrikası
planlayıcıları yıllar önce Bağları Gelibolu yarımadası Milli parkına yapmıştır.
Dolayısıyla ekip çok pis bozulur bağı bozamadığına.

Fabrikayı biraz daha gezdikten sonra rehberin bizim için hazırladığı şarap test
masasına gelir sıra. Şarap test masası dinlenen şarapları gören bir odadadır. Bir
kırmızı birde beyaz bol ödül almış Doluca şarabı test eden grubun içme isteği kabarır.
Çıkarken 1 er 2 şer hatta 3 er şişe şarap alarak fabrikayı terk ederler.

Bağı bozamayan ekibimiz bari biraz yüzelim bide mangal yapalım der. Uçmak dere’ye
doğru uçarcasına yol alır. Kendine uygun mesire yerini bulan ekip hoş sohbetini
yapar bir miktar daha şarabını içer, yüzer ve evinin yolunu tutar.

Bu hikayede insanlar alınmasın diye isim kullanılmamıştır. :)

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Comment » | Anı

1 inci Mekanize Piyade Tugayı

April 7th, 2008 — 10:40pm

Pazartesi sabaha karşı www.kkk.tsk.mil.tr’yi 10 saniyede bir açıyordum. Ama hala açıklanmamıştı. Ertesi gün saat 10 gibi kardeşimden öğrenmiştim. “Ağrı – Doğubayazıt 1nci Mknz. P. Tug.” Yurdun çok uzak bir köşesi. Hatta olabilecek en uzak köşesinde askerlik yapacaktım.

Daha önce doğuya gitmiştim kamp yapmak için. Bu da bir kamp sayılır diyordum içimden sadece biraz daha uzun sürecek. 6 Ay. Ama Ağrı’ya daha önce gitmemiştim. Ağrı’nın nasıl bir yer olduğunu birkaç örnekle açıklamaya çalışıyım. Hava alanında telefon yok. Sokaklarda kadın yok. Aralık 11 de her yer kar.

Askerlik Anıları

Doğubayazıt denince akla Ağrı Dağı ve İshakpaşa sarayı geliyor. Kulağa da hoş geliyor. İnsan görmek ister buraları. Ama içtima ile beraber olunca hiç göresi gelmiyor insanın. Muhtemelen dönünce kağıt 100 TL’lere de dokunmak istemeyeceğim! :)

Askerlik Anıları

Ağrı merkezi ile Doğubayazıt merkezi arasında pek fark yok. Ağrıda da yollarda 30 – 40 dakika yürüdüm ve sıkıldım. Doğubayazıt tada 30 – 40 dakika yürüdüm ve sıkıldım. Ama Ağrıda bu süre içerisinde 1 dişi gördüm. Doğubayazıt da 3 dişi. Buradan şu sonuca varıyorum Doğubayazıt Ağrıdan 3 e 1 oranında daha gelişkin :) Buraya yakın bir başka merkez de Iğdır oranın gelişkinliğini oranlayamıyor görenler :)

Askerlik Anıları

Bir gece ağrıda kalıp ertesi gün birliğime teslim olmuştum. İlk gün den bitse de gitsek diye düşünmeye başlıyor insan. Tugayın içi hiç gelişkin değil zira…

20 şerli gruplar halinde mangalaştırılıp, kalacağımız yerlere doğru yollandık. 60 kişilik bir oda da yatacaktım. Biraz sıkılmıştım bu duruma daha az kişilik bir oda istiyordum. Ama yanımda yatan herif horlamasaydı da keşke koğuş 120 kişi olsaydı diye düşünmeye başladım çok geçmeden :)

Öyle yada böyle bitirdik askerliği… ordayken sıkılıyosun, sonuçta yapmak istediklerini yapamıyosun…. ama bittikten bir süre sonra güzel hatırlıyorsun o günleri…. ve o sıkıntıların getirdiği olgunluğun güzelliğini yaşıyorsun…

96 comments » | Anı

Tuzla’ya Bisikletle Gitmek

March 27th, 2008 — 8:06pm

Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Sabah erkenden kalkan 4 gedikli gezgin bisikletlerine atlayıp basarlar pedala. Eyüp ilk yola çıkandır. Eyüp, Eyüpte oturmaktadır. Eyüplü Eyüp’tür lakabı. Sıkı pedal basar.

Mahmut Abi ve Emre Üsküdarda Eyüple buluşup feneryoluna kadar Mahmut Abi’nin panelvanıyla gelirler. Saat 11 gibi Feneryolunda Serdar’la buluşup başlarlar laflaya laflaya pedal çevirmeye. Km sıfırlanır.

Göz açıp kapayıncaya kadar kartala gelinmiş olur. Bu durum ilk uzun bisiklet binişini yaşıyan serdar’ı çok şaşırtır. Başlangıçta acaba nasıl dağılcam ben diye düşünmesine rağmen geldiği noktada hiç dağılmamıştır. Sadece biraz sele sancısı nüks etmiştir o kadar :)

Tuzlaya gelindiğinde “sahile nasıl iniyoduk biz?” Şaşırmacası yaşar ekip. Serdar soldan gidelim daha kısa der. Ama yanlış hatırlıyodur. Fazladan bir yokuş çıkılmasına sebebiyet verir bu şaşırmaca. Sahil yolu bitip Kafanız karışınca İ.T.Ü. Denizcilik fakültesi oklarını takip edinsiz.

Yanlış girilen yol serdar’ın okulunun önünden geçmesini sağlar yıllar sonra okuduğu lisenin önünden geçer serdar. Yanlış sapıldığına üzülmez.

Saat 2 gibi Tuzla sahilde, bir köftecide olur ekip. (36 ↑ km) Kişi başı 1,5 porsiyon karışık köfte söylerler. Sonra pişman olurlar :) fazla gelir yedikleri.

1 saat yemek ve dinlenme molasından sonra başlarlar tekrar pedal çevirmeye. Dragosa kadar çok az mola vererek ilerlerler. Dragosta bir çay molası verirler. Kaz Dağları anılarını anlatır Serdar. Kıskandırır diğerlerini. :)

Sonra başlarlar tekrar pedal çevirmeye, feneryoluna giderler. Baya yorulmuşlardır artık … Serdar 6:30 gibi evinde olmuştur. Ertesi gün için çantasını hazırlar ve mışıl mışıl uyur.

Comment » | Anı

Serdar’dan Dupnisa Mağarası Güncesi

March 24th, 2008 — 8:08pm

Her doğa etkinliği gibi dupnisa yolculuğuda erken başlayacaktır ve başlamıştırda.
Serdar 6 da kalkar çantasının son kontrollerini yapar, sütünü içer :) ve kendisini
doğaya götürecek olan minibüsü beklemeye başlar.

Çok geçmeden minibüs gelir fakat bomboştur. Uppsss… “Nerden binecek millet?”
Sorusu aklına gelir serdarın. Etkinliği internetten duymuş olduğu için bi güvensizlik
oluşur, acaba der organizasyonda bi sorun var mı? :) çok geçmeden ikinci bir kaygı
tetikleyici gerçekleşir; bir sonraki durakta binmesi beklenen kişi iptal etmiştir
ve serdar 17 kişilik otobüste hala tek başınadır. Serdar iyice kaygılanır tamamen
ekilip ekilmeyeceğini düşünür. Serdar doğayı sevmesine rağmen ağır bir paranoyaktır.
:) bu durumunu bilir ve biraz sakinleşir. Zaten bir sonraki durakta doğa sever Esma,
Şükriye ve Emre otobüse biner ve ortama yayılan doğa severler enerjisi serdarın
kaygılarını giderir. Serdarın ilk anda aklında oluşan nerden binecek millet sorusu
yıldız, beşiktaş, cevizlibağ ve incirlide cevaplarını bulur. Minibüsün doluluk oranı
çantalar, köpük ve doğa severlerle birlikte maksimuma ulaşır. Serdar şimdi bir an
önce yürüyüşün başlamasını istemektedir.

Dupnisa Mağarası

İki saatlik bir yolculuğun ardından yürüyüş öncesi alışveriş ve serdarın ikinci
kahvaltısı için bir beldede durulur. Herkes fırına gider ve simit alır. Serdar uyumsuzluk
yapmak istemez. O da alır. Simitler çay ve kahvaltılıklarla atıştırılır. Atıştırma
anında kimileri alışveriş de yapmıştır. Hasan abinin yapacağı lezzet şovu içinde
alışveriş yapılmıştır. Gruba yeni katılan Serdar bilmez fakat daha sonra öğrenecektirki
Grupdaki Hasan abi Bolu Mengenlidir. Ve tabiki çok maharetli bi aşçıdır. :)

Alış veriş sonrası bir süre daha küre ısıtan teknolojiyle yola devam edilir ve yürüyüşün
başlayacağı yere ulaşılır. Herkes yürüyüşe hazır moda geçer. Ve dağınık düzen ormana
dalınır. Serdar çok keyiflidir. Ormana dalındığında, ağaçların grubu 90 derecelik
güneş ışınlarından koruması her bireyin ayrı ayrı doğa sevgisini arttırmıştır. :)

Yürüyüş esnasında Oğuz abinin GPS adlı oyuncağı Serdar’ın çok ilgisini çeker
ilk kez bir GPS’e bu kadar yakındır. :) Oyuncakla ilgili detayları öğrenir
Oğuz abisinden. İlerleyen zamanlarda GPS’e sık sık yönelip nereye geldik?
kaç metre gittik? gibi sorularına cevap arar. Oğuz abisi Serdarın çok meraklı bir
melahat olduğunu vurgular Serdar’a Serdar GPS’e yaklaşmayı bırakır sonra
:)

Grup 11 gibi yürümeye başlamıştır. Pek engellerle karşılaşmaz hafif zorlukta iniş
ve çıkışlarla 14 gibi bir öğle molası verir. Öğle molası sırasında anlaşılır ki;
Esma, Şükriye ve Selman bir piknik severdir. Doğa onlar için bahanedir onlar pikniğe
gelmiştir. Kumanyalarını çıkarır afiyetle yer ve başkalarına ikram ederler :) Grupta
bir Dev Emre vardır. Balık ağırlıklı bir menüsü vardır. Dolayısıyla sardalya ikramcısı
görevi ona düşmüştür. Öğle molasının maskotu Köpük olur. Havaya atılan ekmekleri
kapıp afiyetle yer. Köpük aynı zamanda bir su severdir. Bulduğu her suya girip,
pata pata yapıp insanları ıslatmayı sevmektedir. :) ilerleyen zamanlarda bunu akşam
yemeği masasının yanında bir kaç kez tekrarlayacaktır. :)

Yemekten sonra ekip bir miktar daha yol alır ve kazasız belasız. Dupnisa mağarasının
çıkışına varır. Mağara çıkışında bekleyen insanlar ormandan gelen doğa severleri
görüp şaşkın şaşkın izlemiştir. Yurdum insanı ya hala doğa sever kitleye alışamadı
yada onların para vererek geldiği yere biz bedava geldik diye şaşırıyo… (onlar
mağaraya girerken ödedi bizde çıkarken ödedik :) doğa seviyoruz diye bize 2 gün
vade yaptılar)

Mağaranın içinde yürürken bu noktaya kadar çok light bi rota izlediğini düşünen
Serdar hadi mağaranın derinliklerine gidelim propagandası başlatır. :) Çavlan genç
ve dinamik olduğu için hazırdır. Emre çok güçlü feneri ve 2.05 boyuyla zaten hiç
birşeyden korkmamaktadır. Fakat Oğuz abinin aklı başındadır. Bu gazın çabuk geçeceğini
bilir “hele bi çıkalım dışarı sonra gene geliriz” deyip unutturur (Belki
başka sefere)

Mağara süper bi mağara gitmeyenlere öneriyorum. Mayo ile gidilip aydınlatılmayan
yerlerine doğru bir kısa keşif de belki yapılabilir ama tabi biraz tecrübeli olmalı
galiba

Mağara çıkışında piknik severlerin mangallarının arasından geçip kamp alanına gelinir
ve çadırlar kurulur. Bu arada hasan abi kumanyalarını çıkarır ve ekibe lezzet şovunu
hazırlamaya koyulur. Menüde bulgur, mangalda pişmiş et, tavuk salata olacağı söyleniyor.
Hepimiz bir yuvarlak oluşturuyor ve hasan abiyi izliyoruz. Arasıra ona su getirip
denizine ortak oluyoruz. Ama sadece izliyoruz aslında :) gayet hızlı bi şekilde
ön hazırlıklar tamamlanıyor.

Bu arada Orçunun hem doğa sever hemde böcek ellemekten korkmaz bir çocuk olduğunu
görüyoruz. Annesi veteriner fakültesinde profesör olduğu için böcekler ona bişey
yapmıyor. O eline alıp bak bunun rengi ne güzel diye başlalarına gösteriyor böcekleri…
yeni nesil çocuklar bi başka canım, indigo çocuk Orçun seni … Sen genede dikkat
et ormanlık alanlarda nolur nolmaz böceklere güven olmaz :)

Piknik severlerin istilasındaki alanlar boşalınca masamıza geçiyoruz ve keyifli
bir sohbetle akşam yemeğimizi yiyoruz. Keyifli sohbet daha sonra kamp ateşinin başında
devam ediyor. Serdarın Etrafındaki sohbet konusu Eyüp ve Mızmız Meral arasındaki
laf dalaşı Serdar ve Emre Merale takılmayı çok eğlenceli buluyor ve Grubun IT backgroundlu
insanları Merale sataşıyor.

Akşam yemeğinin birde kickbox yapan konukları oluyor. Kanadalı bir kız ve motorsikletli
bi çocuk hem yemeğimizden otlanıyor (neyseki sadece bulgur yediler ) hem çadırlarımızdan
birini veriyoruz. Tanrı misafiri işte naparsın … Onlara olan hayretimi bir dile
getireyim. “İstanbuldan Motorla, Dupnisaya gel ne uyku tulumu ne mat ne çadır
nede yiyecek getir. Ama kick box da seviyolar belkide çok hayret etmemeliyim ”

Sabah kahvaltısında saneye Oğuz abi çıkıyor. Gruba Zeytinyağlı yumurta yapıyor.
Parmaklarımızı ve yumurtayı beraber yiyoruz. Protein ağırlıklı beslendiğimiz için
Pazar günkü rota çok daha kolay geçiyor :)

Beklediğimizden erken 7 kilometre civarı bir rotayı bitiriyoruz. Erken bitirdiğimiz
içinde kendimizi Bonanzada alabalıkla ödüllendiriyoruz.

Serdar eve geldiğinde 13-14 km yol yürümüş ve çok keyifli insanlarla tanışmıştır.
Mutlu ve mesut bir uyku uyur.

Evet geldik yazının sonuna Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine :)

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

1 comment » | Anı

Kızderbent – Fulacık Geçişi

March 24th, 2008 — 8:01pm

Doğa gezginleri faaliyet takipçilerine merhabalar. Ekibimiz gittikçe kalabalıklaşıyor.
Ben ilk başladığımda 15 lerde olan sayı 25 lere çıktı. Bayramdan sonra 35 olcaz
… :) Artık faliyetlerimiz ulusal basında da yer buluyor. Dileyenler Birgün gazetesinden
de takip edebilir. Orada da ekibimizi duyuranlar var. Sadrettin abimize teşekkürler.

Bende Medya takipçisi bi firmada çalışan insan olarak bizdeki link adresini veriyim
:) dileyenler okuyabilir.

( http://www.prnet.com.tr/2007/07102007/0000284839/C0021475890.jpg… )

Gelelim artık hikayeciğimize.

Erken saatlerde eskisinden daha kalabalık olan otobüsleriyle yolla çıkar gezginler.
Feribotta Eskihisar – Topçular arası geleneksel Demet sandviçlerini yerler. Hatta
artırırlar öğlen kumanyası yaparlar leziz sandviçleri.

Kızderbentte otobüsten inince köylüler onları yanlış geldi zavallılar sanar.

- Nereye gidiyonuz siz?

- Teyze biz fulacığa gidiyoruz.

- Niye indiniz arabadan burası kızdeebent.

- Yürüycez biz oraya!

Teyzeyle muhabbetleri burada kesilir. Teyze bunlar arasıra buralardan geçen manyaklardan
der. Bilir gezginler teyzenin onlar hakkında ne düşündüğünü yadırgamazlar.

Gezginler dikcene bir yokuştan başlar rotalarına. Kızderbentin delisi abdurrahman
da kankaları geldi sanıp peşlerine takılır. Gezginler köyden uzaklaşana kadar onlarla
devam eder. Bir iki dön artık uyarısına aldırmaz. ben sizle gelmiyorum şu ilerde
ineklerim var onlara bakıcam deyip gezginleri kandırmaya çalışır. Hedefi gruptan
manita yapmaktır aslında. :)

Bu hedefini farkeden mahmut abi Abdurrahman’a anlayacağı dilden konuşur.

- Bak Hasan abiyi kızdırıyosun? Kızarsa adamın Ç..k’ünü keser!

Diğer hiç bir uyarı Abdurrahman’ı geri döndürememiştir. Ama bu uyarı ile “dimyata
pirince giderken eldeki bulgurdan olacağını” düşünür.

- Hadi bana eyvallah!

Der ve arkasına bakmadan kaçar, köyüne gider. Gezginler Abdurrahmanın bu tepkisi
ile yarılırlar gülmekten.

Yürüdükleri yollardan daha önceden geçen gezginler, “a bak geçen sefer şurda oturmuştuk.”
“Ondan önce şurda logomuzu fotoğraflamıştık.” Gibi bilgiler verir daha önce oralardan
geçmeyen gezginlere. Meyve niyetiyle gelen gezginler biraz hayal kırıklığına uğrar
sadece 1 üzüm bağı saldırısı ile kapatır gezginler geziyi. Az meyveli ama bol sohbetli
bir gezi olur.

Kızderbent, Fulacık

Kazdağı kampı anılarında görüşmek üzeres.

Bu hafta çok yoğun 2-3 paragraf daha atardım ama zaman yok :( :)

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

4 comments » | Anı

Page 3 of 41234

Back to top