Archive for March 2008


Serdar’dan Dupnisa Mağarası Güncesi

March 24th, 2008 — 8:08pm

Her doğa etkinliği gibi dupnisa yolculuğuda erken başlayacaktır ve başlamıştırda.
Serdar 6 da kalkar çantasının son kontrollerini yapar, sütünü içer :) ve kendisini
doğaya götürecek olan minibüsü beklemeye başlar.

Çok geçmeden minibüs gelir fakat bomboştur. Uppsss… “Nerden binecek millet?”
Sorusu aklına gelir serdarın. Etkinliği internetten duymuş olduğu için bi güvensizlik
oluşur, acaba der organizasyonda bi sorun var mı? :) çok geçmeden ikinci bir kaygı
tetikleyici gerçekleşir; bir sonraki durakta binmesi beklenen kişi iptal etmiştir
ve serdar 17 kişilik otobüste hala tek başınadır. Serdar iyice kaygılanır tamamen
ekilip ekilmeyeceğini düşünür. Serdar doğayı sevmesine rağmen ağır bir paranoyaktır.
:) bu durumunu bilir ve biraz sakinleşir. Zaten bir sonraki durakta doğa sever Esma,
Şükriye ve Emre otobüse biner ve ortama yayılan doğa severler enerjisi serdarın
kaygılarını giderir. Serdarın ilk anda aklında oluşan nerden binecek millet sorusu
yıldız, beşiktaş, cevizlibağ ve incirlide cevaplarını bulur. Minibüsün doluluk oranı
çantalar, köpük ve doğa severlerle birlikte maksimuma ulaşır. Serdar şimdi bir an
önce yürüyüşün başlamasını istemektedir.

Dupnisa Mağarası

İki saatlik bir yolculuğun ardından yürüyüş öncesi alışveriş ve serdarın ikinci
kahvaltısı için bir beldede durulur. Herkes fırına gider ve simit alır. Serdar uyumsuzluk
yapmak istemez. O da alır. Simitler çay ve kahvaltılıklarla atıştırılır. Atıştırma
anında kimileri alışveriş de yapmıştır. Hasan abinin yapacağı lezzet şovu içinde
alışveriş yapılmıştır. Gruba yeni katılan Serdar bilmez fakat daha sonra öğrenecektirki
Grupdaki Hasan abi Bolu Mengenlidir. Ve tabiki çok maharetli bi aşçıdır. :)

Alış veriş sonrası bir süre daha küre ısıtan teknolojiyle yola devam edilir ve yürüyüşün
başlayacağı yere ulaşılır. Herkes yürüyüşe hazır moda geçer. Ve dağınık düzen ormana
dalınır. Serdar çok keyiflidir. Ormana dalındığında, ağaçların grubu 90 derecelik
güneş ışınlarından koruması her bireyin ayrı ayrı doğa sevgisini arttırmıştır. :)

Yürüyüş esnasında Oğuz abinin GPS adlı oyuncağı Serdar’ın çok ilgisini çeker
ilk kez bir GPS’e bu kadar yakındır. :) Oyuncakla ilgili detayları öğrenir
Oğuz abisinden. İlerleyen zamanlarda GPS’e sık sık yönelip nereye geldik?
kaç metre gittik? gibi sorularına cevap arar. Oğuz abisi Serdarın çok meraklı bir
melahat olduğunu vurgular Serdar’a Serdar GPS’e yaklaşmayı bırakır sonra
:)

Grup 11 gibi yürümeye başlamıştır. Pek engellerle karşılaşmaz hafif zorlukta iniş
ve çıkışlarla 14 gibi bir öğle molası verir. Öğle molası sırasında anlaşılır ki;
Esma, Şükriye ve Selman bir piknik severdir. Doğa onlar için bahanedir onlar pikniğe
gelmiştir. Kumanyalarını çıkarır afiyetle yer ve başkalarına ikram ederler :) Grupta
bir Dev Emre vardır. Balık ağırlıklı bir menüsü vardır. Dolayısıyla sardalya ikramcısı
görevi ona düşmüştür. Öğle molasının maskotu Köpük olur. Havaya atılan ekmekleri
kapıp afiyetle yer. Köpük aynı zamanda bir su severdir. Bulduğu her suya girip,
pata pata yapıp insanları ıslatmayı sevmektedir. :) ilerleyen zamanlarda bunu akşam
yemeği masasının yanında bir kaç kez tekrarlayacaktır. :)

Yemekten sonra ekip bir miktar daha yol alır ve kazasız belasız. Dupnisa mağarasının
çıkışına varır. Mağara çıkışında bekleyen insanlar ormandan gelen doğa severleri
görüp şaşkın şaşkın izlemiştir. Yurdum insanı ya hala doğa sever kitleye alışamadı
yada onların para vererek geldiği yere biz bedava geldik diye şaşırıyo… (onlar
mağaraya girerken ödedi bizde çıkarken ödedik :) doğa seviyoruz diye bize 2 gün
vade yaptılar)

Mağaranın içinde yürürken bu noktaya kadar çok light bi rota izlediğini düşünen
Serdar hadi mağaranın derinliklerine gidelim propagandası başlatır. :) Çavlan genç
ve dinamik olduğu için hazırdır. Emre çok güçlü feneri ve 2.05 boyuyla zaten hiç
birşeyden korkmamaktadır. Fakat Oğuz abinin aklı başındadır. Bu gazın çabuk geçeceğini
bilir “hele bi çıkalım dışarı sonra gene geliriz” deyip unutturur (Belki
başka sefere)

Mağara süper bi mağara gitmeyenlere öneriyorum. Mayo ile gidilip aydınlatılmayan
yerlerine doğru bir kısa keşif de belki yapılabilir ama tabi biraz tecrübeli olmalı
galiba

Mağara çıkışında piknik severlerin mangallarının arasından geçip kamp alanına gelinir
ve çadırlar kurulur. Bu arada hasan abi kumanyalarını çıkarır ve ekibe lezzet şovunu
hazırlamaya koyulur. Menüde bulgur, mangalda pişmiş et, tavuk salata olacağı söyleniyor.
Hepimiz bir yuvarlak oluşturuyor ve hasan abiyi izliyoruz. Arasıra ona su getirip
denizine ortak oluyoruz. Ama sadece izliyoruz aslında :) gayet hızlı bi şekilde
ön hazırlıklar tamamlanıyor.

Bu arada Orçunun hem doğa sever hemde böcek ellemekten korkmaz bir çocuk olduğunu
görüyoruz. Annesi veteriner fakültesinde profesör olduğu için böcekler ona bişey
yapmıyor. O eline alıp bak bunun rengi ne güzel diye başlalarına gösteriyor böcekleri…
yeni nesil çocuklar bi başka canım, indigo çocuk Orçun seni … Sen genede dikkat
et ormanlık alanlarda nolur nolmaz böceklere güven olmaz :)

Piknik severlerin istilasındaki alanlar boşalınca masamıza geçiyoruz ve keyifli
bir sohbetle akşam yemeğimizi yiyoruz. Keyifli sohbet daha sonra kamp ateşinin başında
devam ediyor. Serdarın Etrafındaki sohbet konusu Eyüp ve Mızmız Meral arasındaki
laf dalaşı Serdar ve Emre Merale takılmayı çok eğlenceli buluyor ve Grubun IT backgroundlu
insanları Merale sataşıyor.

Akşam yemeğinin birde kickbox yapan konukları oluyor. Kanadalı bir kız ve motorsikletli
bi çocuk hem yemeğimizden otlanıyor (neyseki sadece bulgur yediler ) hem çadırlarımızdan
birini veriyoruz. Tanrı misafiri işte naparsın … Onlara olan hayretimi bir dile
getireyim. “İstanbuldan Motorla, Dupnisaya gel ne uyku tulumu ne mat ne çadır
nede yiyecek getir. Ama kick box da seviyolar belkide çok hayret etmemeliyim ”

Sabah kahvaltısında saneye Oğuz abi çıkıyor. Gruba Zeytinyağlı yumurta yapıyor.
Parmaklarımızı ve yumurtayı beraber yiyoruz. Protein ağırlıklı beslendiğimiz için
Pazar günkü rota çok daha kolay geçiyor :)

Beklediğimizden erken 7 kilometre civarı bir rotayı bitiriyoruz. Erken bitirdiğimiz
içinde kendimizi Bonanzada alabalıkla ödüllendiriyoruz.

Serdar eve geldiğinde 13-14 km yol yürümüş ve çok keyifli insanlarla tanışmıştır.
Mutlu ve mesut bir uyku uyur.

Evet geldik yazının sonuna Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine :)

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

1 comment » | Anı

Kızderbent – Fulacık Geçişi

March 24th, 2008 — 8:01pm

Doğa gezginleri faaliyet takipçilerine merhabalar. Ekibimiz gittikçe kalabalıklaşıyor.
Ben ilk başladığımda 15 lerde olan sayı 25 lere çıktı. Bayramdan sonra 35 olcaz
… :) Artık faliyetlerimiz ulusal basında da yer buluyor. Dileyenler Birgün gazetesinden
de takip edebilir. Orada da ekibimizi duyuranlar var. Sadrettin abimize teşekkürler.

Bende Medya takipçisi bi firmada çalışan insan olarak bizdeki link adresini veriyim
:) dileyenler okuyabilir.

( http://www.prnet.com.tr/2007/07102007/0000284839/C0021475890.jpg… )

Gelelim artık hikayeciğimize.

Erken saatlerde eskisinden daha kalabalık olan otobüsleriyle yolla çıkar gezginler.
Feribotta Eskihisar – Topçular arası geleneksel Demet sandviçlerini yerler. Hatta
artırırlar öğlen kumanyası yaparlar leziz sandviçleri.

Kızderbentte otobüsten inince köylüler onları yanlış geldi zavallılar sanar.

- Nereye gidiyonuz siz?

- Teyze biz fulacığa gidiyoruz.

- Niye indiniz arabadan burası kızdeebent.

- Yürüycez biz oraya!

Teyzeyle muhabbetleri burada kesilir. Teyze bunlar arasıra buralardan geçen manyaklardan
der. Bilir gezginler teyzenin onlar hakkında ne düşündüğünü yadırgamazlar.

Gezginler dikcene bir yokuştan başlar rotalarına. Kızderbentin delisi abdurrahman
da kankaları geldi sanıp peşlerine takılır. Gezginler köyden uzaklaşana kadar onlarla
devam eder. Bir iki dön artık uyarısına aldırmaz. ben sizle gelmiyorum şu ilerde
ineklerim var onlara bakıcam deyip gezginleri kandırmaya çalışır. Hedefi gruptan
manita yapmaktır aslında. :)

Bu hedefini farkeden mahmut abi Abdurrahman’a anlayacağı dilden konuşur.

- Bak Hasan abiyi kızdırıyosun? Kızarsa adamın Ç..k’ünü keser!

Diğer hiç bir uyarı Abdurrahman’ı geri döndürememiştir. Ama bu uyarı ile “dimyata
pirince giderken eldeki bulgurdan olacağını” düşünür.

- Hadi bana eyvallah!

Der ve arkasına bakmadan kaçar, köyüne gider. Gezginler Abdurrahmanın bu tepkisi
ile yarılırlar gülmekten.

Yürüdükleri yollardan daha önceden geçen gezginler, “a bak geçen sefer şurda oturmuştuk.”
“Ondan önce şurda logomuzu fotoğraflamıştık.” Gibi bilgiler verir daha önce oralardan
geçmeyen gezginlere. Meyve niyetiyle gelen gezginler biraz hayal kırıklığına uğrar
sadece 1 üzüm bağı saldırısı ile kapatır gezginler geziyi. Az meyveli ama bol sohbetli
bir gezi olur.

Kızderbent, Fulacık

Kazdağı kampı anılarında görüşmek üzeres.

Bu hafta çok yoğun 2-3 paragraf daha atardım ama zaman yok :( :)

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

2 comments » | Anı

Kaz Dağları Kampı

March 24th, 2008 — 7:48pm

Perşembeyi, Cumaya bağlayan gece yola çıkar gezginler. Serdar araçtan sorumludur.
Mahmut Ağabeyi ona sorumluluk vermiştir. Elinde listesi her durakta binenleri işaretler.
Artı, bir artı daha sonra eksi, artı gene … artıların sayısı 19 olur kaptan dahil
20 kişi yola koyulurlar.

Çanakkale’ye doğru ilerlerler. Feribotla boğazı geçmek istediklerinde. Çannakkale
valisinin, annesi tarafından iyi yetiştirilmediğini anlarlar. Annesi ona “bütün
insanlara eşit davranman gerekili oğlum” dememiştir. Dediyse bile o bunu davranışa
dökememiştir ki, “Çanakkale truva tur” arabalarının feribotta geçiş üstünlüğü vardır.
Ambulansla, türevi bişeyle yolcu taşıyan firmayı tebrik etmemek mümkün değil. (oralardan
otobüsle geçecekseniz ona binin yani :) )

Fakat bu haksızlık gezginlerin 1 saatten fazla sıra bekleyip, sıkılıp patmasına
ve Hasan Ağabeyin güvenliğe dalmasına sebep olur. Gezginlerin boy ortalaması 1.90
ın üzerinde ve erkek sayısıda 10 un üzerinde olunca muharebeyi gezginler kazanır
ve bir sonraki vapura kalmadan binerler vapura. Zafer baklava yeyip, çay içilerek
kutlanır.

Çanakkale’nin Küçükkuyu’sundaki nil camping kalmak için uygun bir alan olarak belirlenir
gezgin liderlerince. Çünkü gezginler yağmuru göz önünde bulundururlar. Çadırları
kurup kahvaltıya, yılların trekkingcisi Orhan ağabeylerinin butik oteline geçerler.
Orhan ağabey ve hanımı ile eski gezginler hasret giderir. Yeni gezginler bi meraba
çekip muhteşem zeytinlere çıtır çıtır köy ekmeğine yumulurlar.

Kaz Dağları

Karınlarını doyuran gezginler, Küçükkuyu’nun eskilerinden Zeus’un sunağına giderler.
Zeus o sunakta ne kadar tanrıça varsa yakından görüşmüştür. Hatta Afrodite tekmeyi
koymuş 2 tepe öteye fırlatmıştır. Afrodit tepeye yüzünü çarpınca bişeye benzemiştir.
Zeus aslında tarihteki ilk estetik cerrahtır. Hemde en başarılısıdır. :) Serdar,
Zeustan taktik alabileceğini düşünür. Zeus bu mekanda baya aktif yaşadığına göre
bende evimi böyle döşemeliyim der. :)

Zeusun sunağından trekking provası vari inen gezginler. Deniz kenarında yeni açılmış
olan yeni yıldız motelin pilajında davet üzerine yüzerler. (Spontan gelişen şeyler
çok keyifli oluyor canım :) ) Hava o kadar güneşlidir, deniz o kadar güzeldir ki,
yüzmek çok keyifli olmuştur. Doğanın yağmur yağdırmayı planlamasına rağmen 1 gün
öteye atması gezginlere çok keyif vermiştir. Ama herkes yanına mayo almadığı için
bu keyifi sadece erkan, serdar, uğur the second ve nesligül alır. Diğerleri arkadaşlarının
keyif alıyor olmasından keyif alır. :)

Sonra yürümeye doyamayan gezginler mıhlıçaya yürürler. 1 saatlik bir yürüyüş sonunda
bir gölet görür yanında yayılırlar. Bu sefer yanında mayo olan tek şanslı Serdar’dır.
Haliyle şeytan “hadi gir” der. Demet, Serdar’a derki “Girme kalp krizi bile geçirebilirsin!
Su çok soğuk olabilir.” Ama Serdar deli kanlıdır ve o suya girmek zorundadır. Şöyle
bi yoklar suyu yüzeyden su soğuk değildir. Ama yüzeyden soğuk değildir. O sırada
şeytan kıs kıs gülmektedir. Azraile de mesaj atar. Gel der. :) Serdar suya balıklama
atlar. Şükriye deklanşöre basar ve çok güzel bir kare yakalar. Serdar suya girer
girmez Demet’e hak verir. Nefesi kesilmiştir deli kanlının. Çırpına çırpına kenara
gelir ayağını basabileceği bir yer bulur ve tekrar nefes almaya başlar. Serdar’ın
verilmiş sadakası vardır canı kurtulmuştur. Azrail bu sefer eli boş döner.

Kaz Dağları

Buradan bütün macera perest arkadaşlara (özellikle kanı deli olanlara) sesleniyorum.
Kendinize güvenseniz bile biri size yapma diyosa yapmayacaksınız. Size mantıklı
bi sebebi sizin anlayacağınız gibi ifade edemiyorsa bile etrafınızdakileri heyecanlandırmaya
hakkınız yok. (serdar olaydan ders çıkardı :) )

Yürüyüş sonrası kamp alanına dönen gezginler Hasan ağabey önderliğinde akşam yemeği
hazırlarlar. Selman hasan ağabeynin sağ kolu olur. Esma da sol kolu. Birlikte gezgin
doyurmaya koyulurlar. Çok lezzetli yemekler hazırlarlar.

Geleneksel doğa gezginleri kampı tanrı misafirleri, bu sefer tülin ablanın arkadaşları
olur. Kendilerini lisanslı deli olarak tanımlayan psikologlarla içilir laflanır.
Akşam yemeğinin en güzel yanı şarkılarla coşulması olur. Bu konuya daha öncede değinmiştik
aramıza şarkıcı, türkücü arıyoruz diye. “kör ister bir göz allah verdi 2 as solist”
Uğur the second, Demet ve Elif gezginleri mest ederler. Kendilerini ellerimiz patlayana
kadar bir kez daha alkışlıyoruz… bir sonraki kampa eli çalgı tutan 2 kişi istiyoruz
:) biri gitar olsun en azından :p

Ertesi sabah biraz daha kapalı bir hava karşılar gezginleri. Kahvaltılarını yapıp
yürüyüşe giderler. Henüz yağmamıştır hava ama serinlemiştir. Gezginler adatepe köyünden
başlarlar yürümeye. Orman geçerler, kanyon geçerler sonra bir şelaleye varırlar.
Orada domates ekmek yerler. Resimler çekerler. Bu arada hava da yağmaya başlamıştır.
Yağan yağmur taş zeminlerden geçişi zorlaştırır. Üstlerine sağanak yağar gezginlerin,
ama onların yüzünde bir tebessüm vardır. Uzun zamandır yağmur görmedikleri için
üstlerine yağsın isterler. Yağmur yağması rotalarındaki trafiği de etkilemediği
için sorun yoktur. Keyifle ıslanırlar.

Kaz Dağları

Döndüklerinde bir deniz denemesi daha yaparlar. Yağmur yağarken denize girmek de
gene keyifli olmuştur.

Sonra gene hoş sohbet bir akşam yemeği yenir. Yemeklerin alkol alıp, gülme krizine
girme yarışmasını Oğuz Ağabey yılların tecrübesiyle kazanır. Kaburgası kırık olmasına
rağmen uzun süre kriz halinde gülebilmektedir. Ama ercüment de hiç fena değildir.
Gülerken masayı yumruklayıp geriye doğru gitmektedir. Selim ise nasılsa midede karışıyo
deyip şarap, rakı ve yoğurdu bir bardakta birleştirir. Kimseyi ikna edemez ama lezzetli
olduğuna. Barmenliği bi daha düşün abi sen :)

Doğa gene gezginlere kıyak geçer yemeklerini açık havada yesinler rahat rahat, sonra
ateş yakıp biraz da muhabbet etsinler diye bekler gene. Ateş keyfi şarkılarla daha
da keyiflenir. Yatma vaktine yakın yağmur başlar gezginler güç bela çadırlarına
giderler kimi ıslanarak muhabbete devam eder kimi durmaz bu yağmur der gider çadırına
kuru kuru tulumunda uyur sabaha kadar. Sabah çadır toplama zamanı gelince yağmur
gene durur bi süre :)

Kaz Dağları

Gezginler kahvaltılarını behramkalede yaparlar. Kahvaltı sonrası dönüş yoluna koyulurlar.
Dönüş gene çanakkale üzerinden olur. Boğazda çok trafik olması canlarını sıkar gezginlerin
Serdar sıkıntısını gidermek için “iddaa ya girelim kaç saat de geçicez” diye ortaya
bir zarf atar. Serdar’ın tahmini 2 saat sürer heralde olur. Tülin abla da derki
1 saat sürmez. Yasemin’de 2 saat sürebilir der. İddaa konusuda kabaklı börek olur.
15 dakika geçmeden uğur ağabey hanımı kaybetmesin diye şike yapar ve iddaa yı tülin
abla kazanır. Serdar boynunu büker mecburen annesine kabaklı börek yaptıracaktır.
Ama annesinin hala haberi yoktur. :) Bir sonraki etkinlikte kahvaltı çok süper olacak
kanımca :)

Boğazı beklediklerinden çabuk aşan gezginler sohbet ede ede İstanbul’a dönerler.
Herkes eve yüyürken “Deli manyak eğlendik biz bu kampta ya” der ve bir sonraki kampı
halatla çekmeye başlar.

P. S. Bu yazı Doğa Gezginleri Mail Grubunda Anı Olarak Yazılmıştı.

Comment » | Anı

Page 3 of 41234

Back to top